Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
anakkale Seramikleri Koleksiyonu
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Geleneksel Antakya Evlerinde Yerl alan Boyalı Nakışlar Üzerine Bir Değerlendirme: Başkent’ten Akdeniz’e Ulaşan Bezeme Programı
Pelin Şahin TEKİNALP*
Sedat Hakkı Eldem’in “Suriye Evi” olarak tanıttığı grup içinde ele alınan geleneksel Antakya evleri, her bir kenarında odaların yer aldığı avlunun temel öğe olduğu iki katlı evler olarak dikkati çekmektedir. Antakya’da ağaçların yer aldığı avlu özellikle serin alanlar yaratmak amacıyla tercih edilmiştir. Suriye, Osmanlı İmparatorluğu’ndan önce de yaklaşık 800 yıl boyunca Müslümanların egemenliğinde kalmış ve dolayısıyla bu bölgede Arap kültürü egemen olmuştur. Bu uzun süreç boyunca konut mimarisinde eski inşa teknikleri uygulanmış ve Osmanlı geleneksel konut mimarlığının etkileri 18. yüzyılda görülmeye başlamıştır. Osmanlı etkisinin en tipik uygulamaları Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Halep, Antakya ve Şam’da görülmektedir. Bununla birlikte 18. yüzyıl başlarında, İstanbul kökenli bezeme repertuarı popüler olmuş ve İmparatorluğa yayılmıştır. İlk olarak özellikle ahşap işlerinde dikkati çeken bezemeler Halep ve Şam evlerinde de uygulanmıştır.

Antakya evlerindeki bezeme programı İstanbul’da 17. yüzyılda başlayan ve 18. yüzyılda özellikle Topkapı Sarayı III. Ahmed Yemiş Odası (1705) ile doruk noktasına ulaşan repertuarın 19. yüzyıl taşra uygulamaları olarak dikkati çeker. Antakya evlerinin bir ya da iki odası, ev sahibinin zenginliğini yansıtacak şekilde bezenmiştir. Çalışmamız kapsamındaki evlerin tümü ‘eski Antakya’ da olup, günümüzde evi yaptıran/satın alan kişi ya da ailenin adı ile anılmaktadır. Boyalı nakışlarıyla günümüze ulaşabilmiş evler incelendiğinde, tümünde aynı bezeme programının varlığı göze çarpmaktadır. Yerden tavana kadar ahşap kaplama üzerine yağlıboya ile çeşitli vazolar içinde çiçek düzenlemeleri, meyve tabakları, aralara serpiştirilmiş çiçekler ve sarmaşıklarla kullanılan motifler ve sarı, yeşil, kırmızı gibi canlı renklerin seçilmiş olması çok benzerdir. Bu bezemeler son derece hacimli ve usta işi gibi görünürken özellikle evlerden birinde dikkati çeken kaktüs betimlemesi, kavak ya da söğüt ağaçlarıyla manzara kesiti izlenimi veren kompozisyonlarda ve gemili bezemelerdeki basitlik acemi bir elden çıktığını ya da usta/sanatçının alışık olduğu geleneksel motiflerde daha başarılı olurken yeni denediği kompozisyonlarda çekingen davrandığını söylemek mümkündür. Sonuçta vazo içinden çıkan çiçekler ile meyve kâseleri daha yaygın kullanılan ve 17. yüzyıldan başlayarak bezeme programlarının sevilen elemanları olarak karşımıza çıkmaktadır. 18. yüzyıl ikinci yarısından itibaren bezeme programında geleneksel kalem işi nakışların değişerek yeni bir tür olan duvar resminin görülmesiyle birlikte İmparatorluğun sınırları içinde yavaş yavaş batılı anlamda resimlerin denendiği bilinmektedir.

Bu döneme adını verecek kadar yoğun olduğu anlaşılan çiçek sevgisinin dönemin bezeme programına da yansıdığı çiçek resimlerinin çokluğundan anlaşılmaktadır. 18. yüzyıldaki sarayların, evlerin, çeşmelerin, yazı çekmecelerinin, arabaların çiçeklerle donatıldığı, gazeller yazıldığı görülmektedir. Bu motiflerin en gelişmiş örnekleri olarak karşımıza çıkan Topkapı Sarayı III. Ahmed Yemiş Odası bezemeleri hiç boş yer bırakılmadan bezenmiş bir mekân olmasıyla İmparatorluk sınırları içinde repertuarın hızla yayılmasında önemli rol oynamıştır. İster çini pano olsun isterse ahşap kaplama üzerine boyalı nakışlar saraylardan evlere kadar yayılan bezemeler merkezdeki süsleme programı geleneğine uygun bir şekilde devam etmiştir.

III. Ahmed Dönemi’nde gelişen bu bezeme programı, Osmanlı’nın taşradaki en önemli merkezlerinden olan Şam ve Halep’teki bezemelerle benzerlik göstermektedir. Bu etkileşimin kökenlerini öncelikle Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde merkez ile taşra arasındaki ilişkilerde aramak gereklidir. Tıpkı Şam gibi hac yolu üzerinde yer alan Antakya 19. yüzyıl’da önem kazanınca zengin eşrafın konutlarını tıpkı Şam evleri gibi bezeme isteği sonucunda Şam’dan usta ya da usta grubu getirtilerek aynı bezeme programının uygulanmış olduğu düşünülebilir. Şamlı ustaların yeni bezemeleri 18. yüzyıl başlarından itibaren öğrendikleri göz önüne alındığında bu repertuarın, başkent İstanbul’dan önce Şam ve Halep’te ardından bu ustalar sayesinde 19. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Antakya’da görülmesi şaşırtıcı değildir.

Cennetin çeşitli elemanlarını, sembollerini bir araya getirerek cennet tasvirleri yarattığı, Kuran’daki cennet imgelerini kullandıkları bilinen Osmanlı sanatçısı, Kuran’da yer alan cennet anlatımlarında çiçekten söz edilmemesine karşın cennet betimlemelerini çiçekli bahçe şeklinde tasarlamış ve bu cennet bahçelerine Kuran’da bahsedilen meyveleri de ekleyerek huzur, refah dolu ortamlar yaratmıştır. Bu durumda gerek saray çevresinde gerekse İmparatorluk sınırları içinde yer alan köşk, kasır ve konaklarda evin mekânın sahibine özgü küçük cennetler oluşturma fikrinin yerleştiği ileri sürülebilir.

*Dr. A. Pelin Şahin Tekinalp
Hacettepe Üniveristesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Beytepe – Ankara.
E-mail: apelintek@hotmail.com

Özet Listesi