Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
anakkale Seramikleri Koleksiyonu
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Orta ve Doğu Dağlık Kilikia’nın Korsanlıkla İlişkisi
Murat DURUKAN*
İ.Ö. 2 ve 1. yy.’larda oldukça güçlenmiş olan Kilikia korsanlarının hangi coğrafyada
konuşlanmış olduğu uzun zamandır üzerinde tartışılan konulardan biridir. Bu makale,
korsanların yayılım alanı hakkındaki görüşleri yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Günümüzde genel kabul gören anlayışa göre korsanların merkezi, yoğun olarak
Lykia, Pamphylia kıyılarıdır. Korakesion kentinin bulunduğu Batı Dağlık Kilikia bölgesi
de korsanların önemli merkezleri arasındadır. Orta ve Doğu Dağlık Kilikia bölgesi ise
bu yayılımın dışında tutulmakta, farklı yazarlar tarafından, korsanlık faaliyetlerinin
Pamphylia’nın, Anemurium’un veya Kalykadnos’un doğusuna taşınmaması gerektiği
vurgulanmaktadır. Oysa Strabon’un bazı aktarımları, Doğu Dağlık Kilikia bölgesinde de
korsanların varlığına işaret etmektedir. Nitekim korsanların ve korsanlığın aktif bir yapısı
vardır. Gelişme döneminde, büyüyen bir yayılım alanına sahiptirler. Roma’nın hamleleri
sonucunda ise korsanların yayılım alanının değiştiği ve küçüldüğü anlaşılmaktadır. Bu
nedenle korsanların bütün dönemler boyunca aynı sınırlar içinde kaldıkları gibi bir kanıya
kapılmak hatalara yol açacaktır.
Mihridates savaşları ve Roma’nın baskı politikası sonucu büyüyen ekonomik problemler,
Anadolu’daki pek çok halk gibi, Orta ve Doğu Dağlık Kilikia halkını da Roma’ya karşı
isyan noktasına getirmiştir. Hellenistik Dönem’de paralı askerlik yapan ancak Hellenistik
krallıkların zayıflaması sonucu bu seçenekten de yoksun kalan Dağlık Kilikia halkı,
Roma’nın Anadolu’ya yerleşmesi sonrasında korsanlık yapıp yapmamak ikilemiyle karşı
karşıya kalmış ve bir seçime zorlanmıştır. Dolayısıyla, korsanlara karşı koyabilecek hiçbir
gücün bulunmadığı geç Hellenistik evrede, Orta ve Doğu Dağlık Kilikia halklarının
korsanlarla işbirliği yapmaması için hiçbir neden görünmemektedir. Bu gerekçelerle,
korsanların doğu sınırının Pamphylia, Anemurium veya Kalykadnos civarında olması
gerektiği şeklindeki öneriler dayanaksız kalmaktadır.
Orta Dağlık Kilikia’nın önemli kentlerinden biri olan Nagidos’ta yapılan kazı çalışmaları,
İ.Ö. 2. yy. ortalarına doğru kentin terk edildiğini ortaya çıkarmıştır. Aynı dönemde
Kelenderis’te de olağan dışı bir durumla karşılaşılmaktadır. Bu merkezde Nagidos’taki kadar
dramatik bir depresyon görülmese de, her türlü arkeolojik buluntunun ciddi oranda
azaldığı anlaşılmıştır. İki antik kent arasındaki bu paralellik, geniş bir alana yayılan ortak
bir problemin varlığına işaret etmektedir
Bu durgunluk döneminin bir benzeri, İ.Ö. 1. yy. ilk yarısında Olba bölgesinde de
karşımıza çıkmaktadır. Bu evrede Olba Rahip Krallığında bir kaos döneminin yaşandığı
ve özellikle mimari anlamda ciddi bir durgunluk dönemine girildiği anlaşılmaktadır. Bu
durgunluğun gerekçesi de korsanlığın Doğu Akdeniz’deki yayılımı olmalıdır. Bu noktadan
hareketle, “Kilikia Korsanları” olarak tanımlanan topluluk içinde, Olba Rahip Krallığına
mensup insanların bulunup bulunmadığı, eğer varsa hangi evrede ve hangi şartlar altında
korsanlarla birlikte hareket ettikleri sorgulanmalıdır.
Olba bölgesinin Seleukoslara bağlı olduğu İ.Ö. 2. yy.’da korsanlıkla henüz ilişkisinin
olmadığı anlaşılmaktadır. İ.Ö. 90 yıllarından İ.Ö. 67 yılına kadar geçen zaman diliminde
ise korsanlığın yayılımı konusunda bazı ipuçları bulunmakla birlikte, bu hareketli dönemi
tatmin edici ölçüde aydınlatmak mümkün olamamıştır.
İ.Ö. 78–75 yıllarında Servilius Vatia’nın başarılı Isauria seferi gerçekleşmiştir. Seferin
Isauria odaklı olması, korsanların kendi amaçları doğrultusunda Isauria’dan besleniyor
olabileceğini düşündürmektedir. Bu evrede korsanların batıya çekildikleri ve ana üslerini
Girit’e taşıdıkları bilinmektedir. Ancak aynı süreçte, Anadolu’nun güney kıyılarında ve
özellikle Olba bölgesinde idareyi korsanların ele geçirdiği yönünde bir bilgi bulunmaktadır.
Bu durum son derece olasıdır çünkü Servilius Vatia’nın seferinin ardından, Kilikia
Tracheia’da kalıcı bir huzur ortamı sağlanamamıştır. Korsanlık devam etmiştir ve korsanların
Dağlık Kilikia’nın neresinde üslendikleri tespit edilememektedir. Ancak Strabon’un
aktardığı bir anekdota göre, Aba’nın babası Ksenophanes’in olasılıkla bir darbe yaptığı
ve yönetimi ele geçirdiği görülmektedir. Bu aktarımda, aynı Ksenophanes tiranlardan biri
olarak tanımlanmakta ve tiranların da korsanları örgütlediği ifade edilmektedir. Tiran ve
korsanların yok edilip, resmi idarecilerin tekrar başa geçmesinin ardından, Aba’nın evlilik
yoluyla hanedana dâhil olduğu anlaşılmaktadır. Strabon’un bu aktarımlarıyla ilgili olarak,
Olba Rahip Krallığının idaresini ele geçirmiş olan tiranların varlığını kanıtlayan epigrafik
belgeler bulunmuştur. Dolayısıyla Strabon’un bu konuda verdiği bilgilerin gerçek olduğu
ve bir senaryo üretmediği anlaşılmaktadır.
İ.Ö. 1. yy. ilk çeyreğinde meydana gelen bir diğer gelişme, Seleukos hanedanının son
üyelerinden Philip I ve oğlu Philip II’nin Olba topraklarına sığınmış ve bir süre burada
yaşamış olmalarıdır. Olba bölgesinde, Philip II dönemine ait olan yazıtlarda, Strabon’un
tiranlarla ilgili anlattıklarını destekleyen bilgiler bulunmuştur. Bu yazıtlarda, Olba Rahip
Krallığının tiranlar tarafından ele geçirilmiş olduğuna ve daha sonra tiranların tasfiye
edildiğine dair bilgiler yer almaktadır.
Aynı dönemde birbiri ardına meydana gelen bu olayları bir tesadüfler zinciri olarak
yorumlamak zordur. Servilius Vatia’nın Lykia, Pamphylia, Isauria bölgelerini kapsayan seferinin
hemen ardından, Olba bölgesinde tiran ve korsanların ortaya çıkmış olması ilginçtir
çünkü Servilius Vatia çok sayıda korsan ve haydudu ortadan kaldırmış olmasına rağmen,
kaçanların sayısı da az değildir.
Lykia, Pamphylia, Isauria bölgeleri bu seferin ardından korsanlardan temizlenmiştir.
Kaçan korsanların ana merkez üssü Girit’e taşınmış ancak Olba Rahip Krallığının tiranların
eline geçmesi de aynı dönemde gerçekleşmiştir. Tiran ve korsanların varlığı, Olba bölgesi
ve çevresinde oluşan otorite boşluğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu süreç, Seleukosların
ve Roma’nın bölgedeki acizliğini anlatmakla birlikte, korsanlık için uygun koşulların ortaya
çıktığına da işaret etmektedir.
Tarihi bilgiler ve ele geçen yazıtlar, Olba bölgesindeki tiran ve korsanlara karşı Roma’nın
izlemiş olabileceği siyaset hakkında da ipucu vermektedir. Roma, “olasılıkla”, Philip II’nin
Olba bölgesindeki etkin pozisyonundan yararlanmak için onunla işbirliğine gitmiştir.
Nitekim İ.Ö. 67’de, Kilikia prokonsülü Marcius Rex’in Antiochea’ya resmi bir ziyaret
gerçekleştirdiği ve çok görkemli bir saray ile çok görkemli bir circus inşaatını finanse
ettiği konusunda bilgiler bulunmaktadır. Bu kaotik döneme ait başka örneği olmayan
bu ölçüdeki inşaat faaliyetlerinin Roma tarafından neden finanse edilmiş olabileceğini
yorumlayan araştırmacılar, bazı farklı önerilerde bulunmuşlardır. Kimi araştırmacılar,
Kilikia korsanlarına karşı bir işbirliği teklif etmek üzere bu ziyaretin gerçekleştirildiğini
düşünürken, Philip II’nin tahta çıkışı nedeniyle yapılmış bir iyi niyet ziyareti olduğunu
iddia eden kaynaklar da bulunmaktadır. Ancak, içinde bulundukları İ.Ö. 67 yılı dikkate
alındığında, korsanlara karşı bir anlaşma yapıldığı önerisi daha olası görünmektedir. Bu
tarih, Pompeius’un korsanlara karşı düzenlediği ünlü seferinin de tarihidir.
Roma, politik ve askeri misyonu sona ermiş olan Seleukos Devleti’ni kolaylıkla ortadan
kaldıracak güce sahipken, kendisine finansal ve idari anlamda problem yaratacak olan
bu coğrafyayı şimdilik bünyesine katmamıştır. Philip’in korsanlara karşı kullanılabilecek
bir özelliği olduğunu anlayan Roma, diplomatik bir yöntem izleyerek Philip II ile işbirliği
yapmayı tercih etmiştir. Philip’in bu önemli özelliği, bölgedeki prestiji ve yerel güçler üzerindeki
yaptırım gücü olmalıdır. Bu işbirliği sayesinde Roma, koruyucu ve dost maskesini
takarak, hem müttefiklerine olumlu mesajlar vermiş, hem de korsanların Akdeniz’in en
doğusundaki faaliyetlerinin önüne geçmiştir.
Bu gelişmelere dayanarak, Marcius Rex ile Philip II arasındaki anlaşmanın, “Olba
ve Suriye coğrafyasındaki korsanlık faaliyetlerine karşı ittifak” çerçevesinde şekillenmiş
olabileceği önerilebilir. Bu ittifakın temel unsuru Philip’tir ve kendi metotları ile konuyu
çözüme kavuşturmuştur. Nitekim yaşanan süreç boyunca, Roma’nın Olba bölgesine askeri
bir müdahalesi bilinmemektedir. Olasılıkla bu nedene bağlı olarak, Olba bölgesindeki
korsanlık faaliyetleri, diğer bölgelerde karşılaşılan korsanlık faaliyetleri kadar dikkat
çekmemiştir. Sonuç olarak İ.Ö. 75-İ.Ö. 67 yılları arasında, korsanların Olba bölgesinde aktif
oldukları anlaşılmaktadır.

*Dr. Murat Durukan
Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Mersin
E-mail: mdurukan@mersin.edu.tr

Özet Listesi