Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Kaleii Mzesi
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Timbriada ve Tynada
Mehmet ÖZSAİT* - Guy LABARRE** - Nesrin ÖZSAİT***
Göller Bölgesi’nde, Eğirdir Gölü’nün güneydoğusunda, Aksu İlçesi’nde, Anamas
Dağı’nın güney eteklerindeki yükseltiler üzerinde yer alan Timbriada ve Tynada kentlerinde
ve onların territorium’larında, 1996 yılından beri, aralıklarla, yüzey araştırmaları
yaptık. Birbirinin yakınında ve birer vadiye hâkim konumdaki yükseltiler üzerinde ve
onların eteklerindeki teraslar üzerinde kurulmuş olan bu iki kent, batıdan doğuya, Eğirdir
Gölü’nün güney kesiminden Beyşehir Gölü havzasına uzanan doğal yolları da kontrol
edebilecek yakınlıktadırlar. Bu yerleşmelerin arkeolojik kalıntıları pek az arkeolog ve
epigraf tarafından araştırılmış, araştıranlar da çok kısa tanımlar yapmışlar ve bazı önemli
kalıntıları ya görmemişler ya da onlardan bahsetmeyi gerekli görmemişlerdir. Bununla birlikte,
kolay gidilemeyen ve kolay araştırılamayan bu bölgede onların elde ettikleri sonuçlar
da, bölgeye gelemeyen pek çok bilim adamı tarafından kullanılmıştır. Bu iki ören yerinden
günümüze ne kalmıştır? Bunu, başlangıçtan itibaren, açıklamaya çalışacağız;
Timbriada’nın adı, Strabon (Geographika XII, 7,2), Plinius (Naturalis Historia V, 24–
25) ve geç devir yazarlarından Hierokles’in (Synecdemos,673,9) eserlerinde geçmektedir.
Timbriada’nın lokalizasyonu ile ilgili birçok tartışma ve teklifler yapılmıştır. Küçük Asya
araştırmaları sırasında, elde ettiği kanıtların ışığı altında, İmrahor Köyü (Mirahor) sınırları
içinde bulunan harabeleri Timbriada ile özdeşlemeyi teklif eden ilk bilim adamı J. R. S.
Sterrett olmuştur. Onun bu önerisi, W. M. Ramsay’ın 1930 yılında, Timbriada’nın alt kesiminde
yer alan eski mezarlıkta bulduğu bir mezar yazıtı sayesinde tam olarak kanıtlanmıştır.
Mezarlık, bugün de Akçaşar’dan Aksu İlçesi’ne giden yolun üzerindedir.
Timbriada adı, Adada, Sagalassos ve Apollonia’da bulunan üç yazıtta, farklı konularla
ilgili olarak geçmektedir. Şehirde Hadrianus’tan (İ.S. 117-138) Maximinus Thrax’a (İ.S.
235-238) kadar olan dönemde sikke darbedilmiştir. Pek çok sikke üzerinde Nehir Tanrısı
Eurymedon, lejantı ile birlikte, betimlenmiştir.
Timbriada, geniş anlamda, Eurymedon (Köprüçay) vadisine hâkim olan Akpınar
Dağı’nın (1850 m) güneybatısındaki bir yükselti ve onun eteğinde kurulmuştur. Bugün,
Asar Tepe (1621 m) olarak bilinen bu yerleşme yeri, Aksu İlçesi’nin bir mahallesi olan
Akçaşar’ın kuzeyindedir. Timbriada ören yerinde, akropoliste, ana kaya kesilerek yapılmış
bir sarnıç ile yine akropolise çıkış için ana kaya kesilerek yapılmış kaya basamaklarının
dışında ayakta kalmış herhangi bir yapı görülmemektedir. Buna karşılık, ören yerinin
hemen her tarafında, mimari parçalarla yapı tuğlaları ve Roma Çağı keramikleri görülmektedir.F. Sarre ve ekibi 1895 yılı araştırmaları sırasında, Afşar Köyü mezarlığında bir heykel
kaidesi üzerinde gördükleri on satırlık bir yazıtta, Gynadeis adını okudular. Daha sonra
W. M. Ramsay bunu Tynadeis olarak okur ve bu E. Kalinka tarafından da kabul edilir. Bu
durumda yerleşmenin adı Tynada’dır. 1990’lı yıllarda burada araştırma yapan Belke ve
Mersich, her nedense, ilk okunuş olan Gynada’yı esas almışlardır.
Tynada’da görev yapan üst düzeyde iki memurun da adını vermesine göre tarihlenen
yazıt, yerleşmenin statüsünü göstermesi yönünden de çok yararlı olmuştur. Yazıt, içinde
geçen “Aurelii” sıfatına göre tarihlenmiştir ki, bu da İ.S. 212 yılını vermektedir. Burada
Grek ya da Makedonya ve Latin isimleri yanı sıra bir yerli isim olan Cotes de geçmektedir.
Tynada, Aksu İlçesi’nin Terziler Köyü’nün 2 km batısında, Sivri Dağ’ın üst kesiminde ve
eteğindedir. Ören yerinde, F. Sarre’nin de işaret ettiği gibi, bugün de, küçük bir tapınak
(templum in antis), duvarlarının bir kısmı ve alınlığının bir parçasıyla birlikte ayaktadır.
Bir kalkan üzerinde bir triskeles kabartması da olan bir exedra kalıntısı, küçük bir tapınak
ya da anıt mezar olabileceğini düşündüğümüz bir yapı kalıntısı ile ören yerinin hemen her
tarafında dağınık olarak kesme blok taş yıkıntıları altında ne olduğu anlaşılamayan birçok
temel vardır. Yerleşmenin hemen her yerinde yapı tuğlaları ve Roma Çağı’na ait keramik
parçaları bulunmaktadır.
Yine nekropol alanında kayaya oygu kırık lahit teknelerinin yanı sıra, etrafa dağılmış
olan lahit kapağı parçaları arasında kline tipi lahit kapağı da gördük. Yerleşmenin etrafında,
pek çok kesimi tahrip olmakla birlikte, sur kalıntıları yer yer izlenebilmektedir.
Sivri Tepe’nin en üst kesiminde, akropolis’te, yine ne olduğu tam olarak anlaşılamayan
taş yıkıntıları yanında, küçük taş bloklarla örülerek yapılmış daire şekilli bir sarnıç
bulunmaktadır.
Sivri Tepe’nin doğu yamaçlarında ana kayaya oyulmuş bir kaya mezarı vardır. Üstü açık,
kısa bir dromosdan sonra girilen kaya mezarının içinde iki kline ve girişin tam karşısında,
yine ana kaya oyularak yapılmış bir lahit teknesi bulunmaktadır. Kapağı kaybolmuş olan
bu lahdin zemininde, muntazam açılmış bir çukurun varlığına, çeşitli varsayımlar dışında
bir kesinlik kazandıramadık.
Tynada araştırmalarımızda, dört mezar steli parçası ile üç tarafı kabartmalı bir sunak
bulduk ve bunların Isparta Müzesi’ne gitmesini sağladık. Ayrıca, Terziler Köyü’ndeki
araştırmalarımız sırasında ev duvarlarında ve köy çeşmesinde dört mezar steli parçası
daha tespit ettik.
Yakaafşar Kasabası’nda, önceki yıllarda başladığımız araştırmalara devam ettik.
Kasabanın içinde 1960 yılında Öğretmen Bekir Karakoç tarafından yaptırılan evin sokağa
bakan duvarına on tane mezar steli yerleştirilmişti. Bunlar da farklı form ve figürleriyle,
Timbriada’da, Tynada ile Terziler Köyü’nde ve daha önceki yıllarda da Senitli’de
bulduğumuz mezar stelleri gibi, alınlıklı ya da kemerlidir ve hemen hepsi çok iyi bir işçilik
gösterirler. Görüldüğü gibi bölgede yaygın olarak bulduğumuz bu mezar stelleri, Aksu-
Pisidia tipi mezar stelleri grubu içinde yer almaktadır.
Bu stellerin kasabanın 2 km güneydoğusunda yer alan Gutça (Kurtça) Tepesi’nin güney
eteğindeki Çal mevkiinden bulunarak köye getirildiğini öğrendik. 1405 m yüksekliğindeki
Çal mevkiinde, bugün, kaçak kazı çukurları, Roma Çağı keramik parçaları, yapı tuğlası ile
taş yığınlarından başka bir şey görülmüyor. Çal mevkiinin kuzeydoğusunda üç kademehalinde yükselen ana kayanın 5 m yüksekliğinde olan üçüncü kademesi düzeltilerek bir
platform elde edilmiştir. Kesme taş bloklardan yapılmış bir surla çevrili olan bu mekânın
doğu ucunda, ana kaya üzerine yine kesme taşlardan yapılmış, 8,5x17 m boyutlarında ve
duvar kalınlığı 0.85 m olan bir yapının temelleriyle karşılaşılmıştır. Yapının 1,5 m.’lik kapı
giriş açıklığı doğu yönüne bakmaktadır. 1460 m yüksekliğindeki bu tepenin, alt kesimdeki
yerleşmeye hâkim bir konumda bulunan noktasında inşa edilmiş olan bu yapı kompleksinin
bir kutsal alan olduğunu düşünüyoruz. Bu yapının 70 m kadar batısında ve tepenin
kuzey yamacında, surun hemen alt kesiminde de küçük yapılara ait olduğu anlaşılan temel
kalıntıları görülmektedir. Kayalığın yapısına uygun olarak yapılan anıtsal surun Kurtin ve
bastionu yoktur. Bu bakımdan savunma amacı taşımadığını düşündüğümüz sur, kutsal
alanın temenos duvarları olmalıdır. Ayrıca, bu tepenin alt kesimindeki yerleşmede onlarca
mezar stellerinin bulunmuş olması da burada bir kutsal alanın varlığını çağrıştırmaktadır.
Çevrede, Senitli dışında şimdiye kadar konunun çözümüne yardımcı olabilecek bir atölye
ve çağdaş olabilecek bir mezarlık bulunamadı. Bu yönde biriken soruların cevabını
yapılacak yüzey araştırmaları ve kazıların verebileceği anlaşılmaktadır.

* Prof. Dr. Mehmet Özsait
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı, Laleli-İstanbul

** Prof. Dr. Guy Labarre
ISTA, Univeristé de Franche-Competé, Besançon, France

*** Nesrin Özsait, Erenköy Bayar Cad. Eser Apt., No: 7, D. 24, Kadıköy, İstanbul

Özet Listesi