Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akdeniz Medeniyetleri Ara?t?rma Enstits
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Güneybatı Anadolu - Göller Yöresi’ndeki Prehistorik Ada ve Göl Kıyısı Yerleşimleri
Ralf BECKS
Güneybatı Anadolu’daki Göller Yöresi, Prehistorik dönemler göz önüne alındığında, arkeolojik açıdan en iyi araştırılmış bölgelerden biridir. Daha Mellaart’ın yaptığı yüzey araştırmalarında, prehistorik dönemlere tarihlenen çok sayıda höyük yerleşimi tespit edilmişti. Ayrıca arkeolojik kazıların yürütüldüğü Hacılar, Suberde, Erbaba, Kuruçay, Höyücek ve Bademağacı gibi höyükler, gerek mimari bulguları gerekse zengin buluntuları ile Neolitik Dönem’den Tunç Çağı’na dek bölgenin kültürel gelişimini gözler önüne sermiştir.

Bölgede rastlanan yerleşim tipleri arasında, tüm Anadolu’da olduğu gibi, en sık karşılaşılanı höyüklerdir. Bunlar aynı zamanda bereketli ovaların kenarında tercih edilen konumlarıyla, en kolay tespit edilebilenlerdir. Bir diğer yerleşim tipi, savunma kaygısıyla yüksekçe tepelerin üzerine konumlanan, tepe üstü yerleşimleridir. Bir de düzlük alanlara kurulan yerleşimler mevcuttur. Bunlar genelde ovalık alanlarda veya ovayı çevreleyen yamaçlarda konumlanır, kural olarak kısa süreli yerleşimlerdir. Bölgede karşılaşılan ve şimdiye dek pek araştırılmayan yerleşim tipi ada veya göl kıyısı yerleşimleridir. Bu tipe giren yerleşimler, özellikle güneybatı Anadolu’daki Göller Yöresi’nde, bölgeye özgü karakteristik bir yerleşim şekli olarak karşımıza çıkar. Bölgede toplam sayıları şimdilik 37 olan ada ve göl kıyısı yerleşimleri tespit edilmiştir. Bunların çoğu, göl kıyısında, göle doğru uzanan, hafif yüksekçe yarımadalar üzerinde konumlanır. Burdur Gölü gibi bazı göllerde günümüz modern sulama teknikleri ile su seviyesinin düştüğü, hatta Kestel Gölü’nde olduğu gibi bazı durumlarda göl havzalarının tamamen kurutulduğu görülürken; Beyşehir Gölü gibi bazı göllerde su seviyesinin yükseldiği gözlenir. Paleocoğrafya araştırmaları genel olarak son Buzul döneminden bu yana su seviyelerinde düşüş yaşandığına işaret eder. Post-Glazial klima optimumunda olduğu gibi (M.Ö. 6000-2000) ara dönemlerde, iklimsel değişimlerle bağlantılı olarak su seviyelerinde geçici yükselmeler yaşanmıştır. Prehistorik ada ve göl kıyısı yerleşimlerine bakıldığında, bunların kullanımı sırasında su seviyesine bağlı değişimlerin etkilerine dair iz olmadığı görülür. Buna karşın su seviyesindeki iklimsel etmenlere bağlı değişikliklerin, civar yerleşimlerin tarihine etkilerinin tam olarak anlaşılabilmesi için, bu yönde jeomorfolojik, paleobotanik, sedimental ve arkeolojik araştırmaların birbirlerini tamamlar şekilde yürütülmesi gereklidir.

Göl kıyısı yerleşimleri dışında, dokuz ada yerleşimi tespit edilmiştir. Bunlardan bazıları, doğal yollar ile bazıları ise yapay olarak karayla bağlantıya sahiptir.

Ada ve göl kıyısı yerleşimlerinin tarihlemesi, yüzey araştırmalarında ele geçen keramikler yardımıyla yapılmıştır. Bölge malzemesi, gerek Göller Yöresi’nde gerekse yakın komşu bölgelerde yapılan kazılarda bulunan ve stratigrafik katmanlardan gelen keramikler ile oldukça sağlam bir kronolojiye oturmaktadır. Ada yerleşimlerinden sadece bir tanesi kazılardan bilinmektedir: Suğla Gölü’ndeki Suberde/Görüklük Tepe. Burası aynı zamanda, Akeramik Neolitik tabakaları ile (M.Ö. 7080-6820 cal.) bu tip yerleşimlerin şimdiye dek bilinen en eski örneğidir. Geç Neolitik Dönem’e ait, Göller Yöresi’nin doğu kesimlerinde, Beyşehir ve Suğla Gölleri civarında, toplam 3 yerleşim mevcuttur. Erken Kalkolitik’le birlikte bölgenin batısında da görülmeye başlar. Toplam 5 adetle Geç Kalkolitik Dönem’de de aynı sayıda devam eder. Ada ve göl kıyısı tipindeki yerleşimlerin sayısı Erken Tunç Çağı ile birlikte 33’e çıkmaktadır. Bunlardan 5 tanesi ETÇ 1; 22 tanesi ETÇ 2 ve 12 tanesi ETÇ 3 dönemlerine tarihlenir. M.Ö. 2. bine gelindiğinde sayının 10’a düştüğü görülür. Bunlardan 9 tanesi Orta Tunç, 1 tanesi Geç Tunç dönemlerine tarihlenen malzemeye sahiptir.

Ada ve göl kıyısı yerleşimlerinin dönemlere göre sayısal dağılımı, bölgedeki diğer yerleşimlerin sayısal dağılımı ile karşılaştırıldığında, yerleşim sayılarında yaşanan değişimlerin, özellikle Tunç Çağı’nda, doğru orantılı olduğu görülür. Erken Tunç Çağı’nda gözlenen, yerleşim sayısındaki ani farklılıkların, bölgede yaşanan iklimsel değişikliklerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. M.Ö. 2. binde yerleşim sayısındaki ciddi düşüşler ise, tüm batı Anadolu’da gözlenen bir durum olup, nüfusun yer değiştirmesi; değişen yerleşim politikası ve dönemin stabil olmayan siyasi-askeri durumu ile birlikte nüfusun büyük merkez kentlere taşınması ile açıklanabilir.

Prehistorik dönemlerde ada ve göl kıyısı yerleşim tipinin kurulma amacı savunma kaygısının dışında olmalıdır. Nitekim M.Ö. 2. bin yerleşimlerine baktığımızda, tüm batı Anadolu’da savunma kaygısıyla tepe üstü yerleşimlerinin sayısı artarken, ada ve göl kıyısı yerleşimlerinin sayısının azaldığı görülür. Bu tip yerleşimlerin kurulmasının asıl amacı ekonomik faktörler ve belli bazı ticari ürünlerin kazanımı olmalıdır. Göl coğrafyasında ticari meta olarak kullanılabilecek ürünler arasında balık, midye, çeşitli kuş türleri, saz ve tuz sayılabilir. Nüfusun artması ve azalmasına bağlı olarak bu ürünlere olan talep de değişmektedir. Bu iki olgu arasındaki ilişki yerleşim sayıları arasındaki ile uyumludur.

Yrd. Doç. Dr. Ralf Becks,
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi,
Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü
15030 Burdur.
E-mail: ralfbecks@mehmetakif.edu.tr

Özet Listesi