Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akdeniz Medeniyetleri Ara?t?rma Enstits
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Orta Likya’da Erken Bizans Dönemi Yerleşimleri ve Kırsal Konut Mimarisi
Bülent İŞLER
Antalya’nın Demre (Myra) ilçesinin kuzeyindeki dağlık alanda yer alan antik yerleşimlerde 2006-2009 yıllarında, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ve Antalya Müzesi’nin denetiminde yürüttüğüm yüzey araştırmaları, bölgenin Bizans Dönemi yerleşim dokusu ve mimarisi üzerine önemli veriler sunmuştur. Myra/Demre’ye bağlı Muskar ve Çağman köyleri ve bu köylerin mahallesi olan Devekuyusu, Alacahisar, Karabel, Asarcık Doğu ve Batı, Alakilise, Dikmen ve Yılanbaşı yerleşimlerindeki yüzey araştırmalarım sırasında saptadığım askeri ve dinsel yapıların yanı sıra konutlar, günümüze kadar bozulmadan ulaşabilmiş özgün yerli mimari biçimleriyle, erken Bizans Dönemi kırsal yaşamına ışık tutmaktadır. Sunulan çalışma bölgenin topoğrafyası ve yerel mimari özellikleri ortaya konularak, konutların tarihlendirme ve özgün durumlarıyla ilgili verilerin irdelenmesini, konuyla ilgili araştırmalara küçük de olsa katkı yapmayı amaçlar.

Myra’nın bulunduğu Orta Likya, doğusunda yüksekliği 2300 metreye ulaşan Gülmez ve Alacadağ, kuzeyde Susuz dağı, batıda Akdağ ile yüksek engebeli bir yapıya sahiptir. Bu dağlık alanın doğusundaki Limyra, kuzeydoğusunda Arykanda, batısında Kyaneai antik kentleri bölgenin önemli yerleşimleri arasında sıralanır. Sayılan kent merkezleri dışında, engebeli araziye dağılmış halde, çok sayıda küçük yerleşim birimi bulunmaktadır.

Myra’nın gerisindeki yüksek tepeler ve derin vadiler insanlar için her açıdan korunaklı bir ortam sunuyordu. Kıyı kentlerini yakıp yıkan ve nüfusunun önemli ölçüde azalmasına neden olan korsanlık faaliyetlerinin, istilalar, salgın hastalıklar ve doğal felaketlerin iç bölgelere etkisi çok daha sınırlıydı.

Myra’daki dağlık kırsal alanda yer alan yerleşimlerle kıyıdakiler arasında sosyal ve kültürel hayat farklı yürüyordu. Kırsal yerleşimler tarımsal üretimin, kıyı yerleşimleri ile büyük kent merkezleri üretilen ürünlerin değiş tokuşunun yapıldığı merkezlerdi. Sahil kesimini besleyen temel kaynaklar dağlarda ve vadilerde üretilen ürünlere dayanıyordu. Kırsalda homojen bir topluluk oluşturan aileler, genellikle korunaklı tepeler üzerinde inşa ettikleri evlerin çevresinde teraslanarak oluşturulmuş tarım alanlarında üzüm, zeytin ve tahıl yetiştirerek aynı zamanda hayvancılık ormancılık yaparak günlük gereksinimlerini karşıladıkları bir yaşam sürdürmekteydi.

Myra’nın dağlık kırsal yerleşimlerinin büyüklüğü sahip olduğu tarım arazisiyle doğru orantılıydı. Bölgede dağınık haldeki küçük tarım arazilerine bağlı olarak, büyük ölçekli yerleşimler yerine, birbirlerine uzak olmayan küçük ölçekli köy, çiftlik/beyevi ya da manastır gibi kırsal yerleşimler kurulmuştu. Myra’nın kırsalındaki bu yerleşimlerdeki konutların tamamı vadi yamaçlarına ya da tarım alanlarının yakınındaki kayalık alanlara inşa edilmiştir. Konumu nedeniyle yamaca dayalı arka duvarları genellikle yerli kayanın oyulmasıyla biçimlenmiştir. Büyük kent merkezlerindeki insula tipi apartman evler ya da peristyle plan tipinde bir avlu çevresinde çok sayıda mekandan oluşan kompleks yapılar yerini kırsalda tek mekanlı basit hybrid yapılara bırakmıştır.

Bölgedeki konut mimarisi üzerine araştırmaların azlığına bağlı olarak tipolojik değerlendirmeler de oldukça kısıtlıdır. A. Thomsen’ın komşu Avşar Tepesi bağlamında oluşturduğu tipolojik çalışmadan yararlanılarak Myra’nın kırsal alanındaki konutlar, biçimlerine göre sıra odalı evler, tek odalı evler ve dikdörtgen bir alanda 2-4 odadan oluşan evler olmak üzere şimdilik üç grupta toplanır. Çoğunlukla bir çevre duvarına sahip dolayısıyla alanının dar olduğu yerleşimlerde yer alan sıra odalı evler, teraslanmış tepe yamaçlarında, birbirine bitişik haldeki yan yana sıralanan mekânlardan oluşur. Bir ailenin yaşamına uygun olan, 5-6 m. boyutlarında kareye yakın dikdörtgen planlı her bir mekân ayrı birer girişe sahiptir. İkinci grubu oluşturan tek odalı evler aynı zamanda bölgede en çok rastlanan konut tipidir. Ortalama 5-6 m. boyutlarında kareye yakın dikdörtgen planlı bu tip konutlar köy yerleşimlerinde ama daha çok küçük tarım alanlarının yakınındaki yamaçlarda bağımsız halde karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü ve son grubu dikdörtgen planlı 2-4 mekâna sahip konut yapıları oluşturur. Tarım alanları yakınlarına bağımsız halde inşa edilen bu tip konutlar bir ön oda ve bu ön odadan geçilerek ulaşılan mekânlardan oluşmaktadır. Tamamı iki katlı olan bu tip konutlarda zemin kattaki çoklu oda düzenlemesinin ikinci katta da devam edip etmediği belirsizliğini korur.

Tamamına yakını iki katlı olan konutların ortalama 0.70 m. kalınlığındaki duvarları bölgenin yerel malzemesi olan kireç taşından, kuru duvar tekniğinde inşa edilmiştir. Konutlarda, çoğunlukla alt ve üst katta giriş farklı yönlerden açılan kapılarla sağlanmıştır. Arazinin eğiminden yararlanılarak oluşturulan bu sistemde alt kata giriş yapının daha alt kotunda üst kata giriş ise yapının daha üst kotunda yer alır. Böylece zaten küçük ve dar olan mekânlar içine üst kata çıkışı sağlayan merdiven yapılmasına gerek duyulmamıştır. Yamaç eğiminden yararlanılamadığı durumlarda ikinci kata çıkış, yapının dışına yerleştirilmiş ahşap ya da taş merdivenlerle sağlanmıştır.

Konutlarda kat ayrımı ahşaptır. Olasılıkla belli aralıklarla yerleştirilen ahşap kirişler üstten kalın tahtalarla kaplanmıştır. Konutların zemin katları daha çok depolama ve hayvanlar için barınak, üst katları ise yaşam alanları olarak kullanıldığı anlaşılır. Erken Bizans Dönemi evlerinin üst katlarında, manzaraya açılan çok sayıda pencereye yer verildiği anlaşılıyor. Konutlarda ocak nişlerine az rastlanması pişirme işinin konut yapıları dışındaki açık alanlardaki ocaklarda yapıldığı daha geç benzer örneklerle kanıtlanır. Konutların örtüsü olasılıkla ahşap hatıllar, üstte çalı ve ot kaplama ve onunda üzerinde suyu sızdırmayan kalın bir kil tabakasından oluşmaktaydı.

Çevrelerindeki tarımsal üretime bağlı olarak konutların çoğunun yakınında kendine ait, şarap üretimi için bir işlik bulunur. Myra’nın dağlık kırsalında su kaynaklarının çok kısıtlı olmasından dolayı su ihtiyacı çoğunlukla ana kayaya oyularak oluşturulmuş sarnıçlardan sağlanmıştır. Bölgedeki konutların büyük bölümünün kendine ait bir sarnıcı bulunmaktadır.

Bölgedeki yerleşimlerin antik dönemlerden başlayarak Bizans Dönemi’nin sonuna kadar kesintisiz iskân görmüş olması konut yapılarının tarihlendirilmesini güçleştirir. Bu süreçte daha önceki dönemlerde yapılmış konutlar onarılarak kullanılmaya devam ettiği gibi yeni yapılanlar da öncekilerle benzer plan ve biçim özelliklerine sahiptir.

Elimizdeki tarihsel ve mimari veriler 6. yy.’ın ortalarında Myra’nın dağlık kırsal nüfusunun en yüksek seviyeye ulaştığını gösterir. Bizans Dönemi’nde yapılmış konutların büyük bölümü de bu döneme ait olmalıdır. Özellikle 542 yılındaki veba salgını sonucunda nüfus azalma sürecine girmiş, dolayısıyla yeni konut yapmaya ihtiyaç duyulmamıştır. Çevrede yer alan yerleşimlerdeki arkeolojik kazı buluntuları, mimari ve tarih verileri en geç 12. yy.’da bölgedeki Bizans varlığının yok olduğunu gösterir.

Bu çalışma ile Likya Bölgesi’nin orta kesimindeki Myra antik kentinin kuzeyinde yer alan kırsal yerleşimler ve bu yerleşimlerdeki konutların mimari özellikleri üzerine genel bir değerlendirme sunulmuştur. Henüz kazısı yapılmamış yerleşimlerdeki, ne yazık ki sadece yüzey buluntularına, dolayısıyla sınırlı bilgiye dayalıdır. Ama eldeki veriler, dağlık yapısıyla izole olmuş bölgedeki kırsal konut mimarisinin, kendine özgü yerel özelliklerini ortaya koymaya yeterlidir. İleriki yıllarda yapılacak kazı ve yüzey çalışmalarıyla elde edilebilecek yeni bilgilerle daha ayrıntılı bir değerlendirme sunulabilecektir.

Dr. Bülent İşler,
Gazi Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü,
Beşevler-Ankara
E-posta: mugla48tr@gmail.com

Özet Listesi