Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akmed Anmed Web Sitesini Ziyaret Etmek ?in T?klay?n?z.
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

XIX. yy.’da Elmalı Abdal Musa Dergâhı Şeyhliği ve Vakıflarına Yönelik Müdahaleler
Hatice Durgun
Bektaşî Tarikatı’nın en önemli simalarından olan ve “Pîr-i Sani” unvanıyla anılan Abdal Musa, Osmanlı Beyliği’nin fetih hareketlerine katılmış ve ününü yayarak birçok dervişin kendisine intisap etmesini sağlamıştır. Tekkesini, Antik Dönem’de “Likya”, Anadolu Beylikleri Dönemi’nde ise “Teke” olarak adlandırılan bölgenin orta bölümünde, Teke Sancağı’nın en önemli kazalarından biri olan Elmalı Kazası’nın Tekke Köyü’nde kurmuştur. Türklerin fethiyle çok sayıda Türkmen ve Yörük cemaatlerinin yerleştirildiği Teke Bölgesi’nde Sünnîlik fazla etkili olamamış ve Bektaşîlik hızlı bir yayılış göstermiştir. Abdal Musa Dergâhı’na vakfedilen Elmalı, Kaş, Kalkan, Finike ve Korkuteli’ndeki arazilerin genişliğinden Abdal Musa’nın ününün, özellikle bu bölgede yani Teke Bölgesi’nin orta mevziinde giderek yayıldığını anlamak mümkündür.

İştah kabartan söz konusu vakıflar ve bunlardan elde edilen gelirler özellikle Bektaşîliğin kaldırılmasının ardından bir takım müdahalelere sahne olmuştur. Türbedarlıkla sınırlandırılan tekke yönetimi Bektaşîlerden alınarak Nakşibendî şeyhlere verildiği gibi iltizama çevrilen vakıf arazileri de bölge ileri gelenlerinin eline geçmiştir. Ancak türbedar maaşının bu büyük tekkenin ihtiyaçlarını karşılamadığından yakınan Abdal Musa Tekkesi’nin ilk ve tek Mevlevi Şeyhi İsmail Hakkı Efendi’nin ricaları üzerine, vakıf yönetiminin tekke şeyhine iade edildiği görülmektedir. İltizama çevrilen vakıf arazilerini kaybeden ağalar, tekke lehine gerçekleşen bu iade işlemini çok dikkate almamış olacaklar ki tekke şeyhi ve ağalar arasında vakıf arazilerinin kullanım hakkı üzerine yaşanan gerginlik, sonu cinayetle ithama varan bir davanın yıllarca sürüncemede kalmasına dahi neden olmuştur. İsmail Hakkı Efendi’nin dava süresince yaptığı savunmalar ise yetkililerin dikkatini çekmiş ve Dergâh ile vakıfları, kapsamı genişletilen bir tahkikatın başlıca konusu olmuştur.

İsmail Hakkı Efendi’den sonra tekrar kaldırılan zaviyedarlık vazifesi, Osmanlı sultanı Abdülaziz zamanında bu defa İsmail Hakkı Efendi’nin oğlu Hüseyin Hüsnü Efendi tarafından tekrar elde edilmiştir. Abdal Musa Dergâhı’nda bundan sonra, özelikle XIX. yy.’ın ikinci yarısında bir Bektaşî-Nakşibendî mücadelesi de görülmektedir. Her ne kadar mücadele Nakşibendîler lehine sonuçlansa da kendilerini Abdal Musa evladından olarak tanıtan “çelebi” unvanlı kişilerin, dergâh yönetimini ele geçirmeye çalıştıkları görülmektedir.

Abdal Musa Dergâhı ve vakıfları için yapılan bu mücadelelerin tek yönlü olmadığı görülmekte, söz konusu bu güç mücadelesinin dini olduğu kadar ekonomik boyutu da önem arz etmektedir. Diğer taraftan Nakşibendî Şeyhi olarak tekkeye atandığı görülen şeyhlerin dahi Bektaşî itikatlarını uygulamakla suçlanması dikkat çekicidir.


Özet Listesi