Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Kaleii Mzesi
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Çevresel Anestezi ve Sahte Vernaküler Mimarlık: Batı Toroslar Örneği
Kemal Reha Kavas
Orijinal kullanımı dilbilimde gelişmiş olan “vernaküler” kavramı bir bölgenin yerel dilini ve özgün kültürel kimliğini niteler. Kültürel kimliği kodlayan mekânsal kalıpların nesiller arasında aktarıldığı ve mimari gelenekleri oluşturduğu düşüncesiyle bu kavram mimarlıkta da kullanılmıştır. Geleneksel vernaküler mimarlık düşüncesi kültür-çevre uyumu ve bütünlüğü fikirleri üzerine inşa edilmiştir çünkü vernaküler mimarlık yerel bağlamın girdileri ve bu girdilerin yorumlanmasını içerir. İnsan bu inşa sürecini düzenlerken çevrenin bütünleşik bir öğesi olur. İnşa sürecinde insan bedensel katılımıyla bütün duyularını yoğun biçimde kullanır. İnşa sürecinin çıktısı yerel çevrenin mimari problemlerine verilen en verimli yanıttır.

Çağdaş mimarlık pratiğinde uygulama sürecinden önce sonlanan salt zihinsel uğraşa dayalı bir tasarım süreci gelişmiştir. Buna karşın vernaküler mimarideki tasarım ve uygulama aşamaları ise dokunmaya ilişkin duyuları da kapsayarak birbirinin içine geçmiştir. Doğaçlama üzerine kurulu vernaküler tasarım ve uygulama eşzamanlıdır. Üzerinde kolektif mutabakat sağlanmış geleneksel şemaları takip eden vernaküler üretim arazi ve işlev karakterine adapte edilebilen esnek çözümleri mümkün kılar. İnsanın bedensel katılımı sayesinde vernaküler mimari gelenekler insan ölçeğiyle ve arazi özellikleriyle uyumlu işlevsel kompozisyonlar üretir. Anlatılan insan - çevre birliği bütüncül duyumsal katılım ve tüm duyuların senteziyle mümkün olur. “Estetik” duyumsal katılımı ifade eden en uygun terimdir. Etimolojik kökleri antik Yunan diline dayanan “estetik,” duyumsallık anlamına gelerek duyusal algıya ilişkin bir bilim dalına işaret eder. Farklı karakterdeki birçok duyunun sentezi üzerinde gelişen estetik bilgi ise sinestezi (sentezlenmiş duyumsallık, synesthesia) durumunu üretir.

“Estetik” kelimesi duyumsal katılım ve sentezi ifade etmesine rağmen çağımızda hatalı anlamlar ile yüklüdür. “Estetik cerrahi” analojisi estetiği yüzeysel iyileştirmeye indirgemiştir. “Estetik,” görsel güzelliğin eşanlamlısı olarak bitmiş tasarım ürünlerine takılıp sökülebilen yüzeysel hoşluk olarak görülmektedir. Bu hatalı yorum üzerinden kurgulanan çağdaş mimarlık örneklerinde birbirleriyle ilişkisiz taşıyıcı sistem ile cephe tasarımı (scenography) oluşmaktadır. Böylece işlevsellik, sağlamlık ve güzelliğin eşzamanlı bedenlenmesinden oluşması gereken mimarlığın bütüncül yapısı parçalanmıştır. Mimari ürünü birbirinden kopuk süreçler ile sözde işlevsel, sağlam ve güzel kılma çabası söz konusu olmuştur. Yapısal sistem ve mimari güzellik arasında var olan tarihsel süreklilik ortadan kaldırılmıştır. Yapı sektörünün güncel icatlarıyla desteklenen yüzey kaplamaları sözde “estetik” üretmek için takılır - sökülür alternatifler oluşturmuştur. “Güzel” kavramıyla ilintili olmakla birlikte, estetik güzelin sonuç olarak türediği çok daha derin ve geniş bir ilişkiler ağının konusudur. İnsan - çevre arasındaki sinestetik ilişkilerin derinliklerinden doğan orijinal güzellik tutarlı bir inşa sürecinin çıktısıdır. Bu sebeple “güzel” hâlihazırda üretilmiş olana sonradan eklemlenen bir özellik olamaz.

Yaygın şekilde bilinen başka bir tıbbi terim olan “anestezi” estetiğin doğru anlamına geri dönmeye olanak sağlar. Duyuların kesintiye uğratılması anlamını taşıyan “anestezi” ile duyu ve hissetme kapasitesi olarak tanımlanan “estezi” zıt anlamlıdır. “Estetik” terimini bu zıtlık üzerinden düşünmek kelimeyi orijinal anlama yaklaştırır ve kelime üzerine eklemlenen yanıltıcı çağrışımlar bertaraf edilebilir. “Anestezi” hissizlik ve çevre algısından kopmak ise “estezi” tüm duyuları kapsayan bir hislilikle örülü yoğun çevre algısını tarif eder. Bu çalışma, birbirleriyle ilişkisiz görünen “vernaküler”, “estetik” ve “anestezi” kavramlarını daha önce hiç yapılmadığı biçimde ilişkilendirerek geleneksel-vernaküler ve çağdaş mekânları anlamak, değerlendirmek ve karşılaştırmak için yeni ufuklar açmaktadır. Böylece vernaküler gelenekler hakkında değer yargısı geliştirmek ve özgünlüklerini ayırt etmek için “estetik” ölçütler geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Tarihte çok uzun sürmüş olan vernaküler mimarlık geleneğinin aksine, modern çağda “mücadele” insanın doğayla ilişkisini tanımlayan anahtar kavram haline gelmiştir. Buna karşın özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında kültür ile doğa arasında uyum ve bütünleşme arayışına giren felsefi yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu felsefi yaklaşımlardan biri olan çevre estetiği “çevre” ve “estetik” terimlerinin anlamlarını sorgulamıştır. “Çevre”, ikincil öğelerce sarmalanan izole bir odak öznesini tarif etmek yerine, öznenin bütünde eridiği, farklı nesne ve süreçlerin geçişken olduğu bir ilişkiler ağı olarak yorumlanmıştır. Bu kavramsal çerçevede estetik, çevresel sinestezinin gerçekleşme durumudur. 20. yy.’ın insan - çevre ilişkileri bağlamındaki temel çatışması çevresel “sinestezi” ve “anestezi” arasındaki zıtlıkta kavramsallaştırılabilir. Endüstri çağında mimarlar ve mekân kullanıcıları çevrelerinin “estetik” algısından kopmuştur. Mimarlık dokunma duyusuna ilişkin zeminini kaybetmiş ve beynin düşünsel sınırlarında mekân düzenleme işlemine dönüşmüştür. Mimari uygulama sürecinden önce sonlanan ussal tasarım doğanın doğrudan duyumsanmasının yerini almıştır. Tasarlama ile uygulamanın geçişken olduğu geleneksel mekân üretimi kaybolmuştur.

Çevresel anestezinin mimari yansımaları olan “uluslararası üslup” örnekleri bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu çalışmanın araştırma malzemesi varlıklarını ve geleneksel dokuya müdahalelerini vernaküler mimari geleneklerin yüzeysel taklitlerini yaparak meşrulaştırmaya çalışan çevresel anestezi örnekleridir. Bu “anestetik” meşrulaştırma çevresel gerçekliğin yanıltıcı imgesini üreterek “sahte vernaküler” mimarlığı kurar. Bu durumun güncel örnekleri tarihsel üslupların salt biçimsel motifleriyle bağlamlarından kopartılarak devşirildiği, zamana ve yere kayıtsız olarak eklektik şekilde kullanıldığı temalı parklar, oteller, restoranlar ve konutlardır. “Sahte vernaküler” mimarlık, genelde, uzman olmayanlarca korumaya yönelik iyi niyetli çabaların ürünü olarak görülür. Çağdaş malzeme ve teknikleri cephelerinde yansıtan yapılar inşa edileceğine belli durumlarda “sahte vernaküler” yapıların inşa edilmesinin daha olumlu olacağına dair bir klişe gelişmiştir. Oysa yukarıda verilen kuramsal tartışma “sahte vernaküler” mimarlığın çevre estetiği açısından ciddi olumsuzluklara yol açtığını ve “estetik hasar” oluşturduğunu göstermektedir. Çevresel anestezi insanların duyularını uyuşturur, çevrenin doğrudan deneyimine engel olur, geçeklik duygusunu yanıltır, cephe yüzeyinde paketlenmiş bir gelenek imgesini izleyiciden zihinsel ve bedensel emek talep etmeksizin iletir ve bedensel tembelliğe yol açan bir zihinsel hazzı gerçekleştirerek “estetik hasar” üretir. Bu bağlamda duyusal zenginliğin, algısal bütünlüğün ve gerçeklik duygusunun tahrip olduğu bir “estetik hasar” söz konusudur.

“Estetik hasar” sorununu çözmek için çevresel sinesteziyi yapılı çevrede yeniden canlandırmak gerekir. Bu konuda1960’lardan itibaren oluşan duyarlılık içerisinde “eleştirel bölgeselcilik” akımı dokunmaya dayalı bedensel algıya hitap etmeyi ve özgün çevreyi yorumlamayı hedeflemiştir fakat uygulamaların çoğu “estetik” hususunda bu şekilde tutarlı ve derin anlayışlar geliştirememiştir. Bunun yerine “vernaküler üsluplar,” kuramsal temelden, doğal malzeme ve doğru işçilikten yoksun olarak endüstriyel bağlamdaki yüzeysel taklitler olarak geliştirilmiştir. Genel olarak, üsluplaşan vernaküler ya da “sahte vernaküler” çevresel anesteziye yol açmış, doğa ile duyumsal bütünleşmenin unutulduğu yanıltıcı estetik türemiştir.

Bu çalışma yukarıda sözü edilen “çevresel sinestezi” ile “çevresel anestezi” çatışmasını Anadolu Akdenizi’ndeki “sahte vernaküler” mimarlık üzerinden tartışmaktadır. Türkiye’nin güneybatısındaki Toros Dağları’nın geleneksel vernaküler mimarisi doğayla bütünleşme bakımından güçlü örnekler sunar. Bu vernaküler geleneğin, son yıllarda, temalı yapılarda cephe dekorasyonu ile taklit edildiği gözlemlenmektedir. Konstrüktif ve felsefi bakımlardan hiçbir derinliği göz önüne almayan bu maskeleme çevresel anesteziye varan yanıltıcı estetik ile bağlantılıdır. Bu çalışma “sahte vernaküler” mimarinin olumsuz etkilerini çevre estetiği kavramlarıyla değerlendirmekte ve açıklamaktadır. Bu yol ile benzer inceleme, açıklama ve karşılaştırmalar için genel estetik ölçütlerin ve kuramsal modelin oluşması amaçlanmıştır.


Özet Listesi