Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
anakkale Seramikleri Koleksiyonu
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağlar'da Burdur - Antalya Bölgesi Mühürcülüğü Üzerine Bazı Gözlemler
Gülsün UMURTAK*

Burdur - Antalya bölgesinde 22 sene önce Hacılar kazısıyla başlayan çalışmalar, bugün Kuruçay, Höyücek ve Bademağcı kazılarıyla devam etmektedir. Makalenin konusunu oluşturan damga mühürler kronolojik sırayla, Bademağacı Erken Neolitik Çağ 3 ve 1 tabakaları, Höyücek Tapınak Dönemi (TD), Kutsal Alanlar Dönemi (KAD) ve Hacılar’ın Erken Kalkolitik Çağ’a tarihlenen IIB yerleşmelerinden gelmektedir.

Neolitik ve erken Kalkolitik Çağ mühürleri taş ve kilden yapılmıştır. Kazımaya uygun, fazla sert olmayan değersiz taşların kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bir tutamak kısmı ile baskı tabanından oluşan mühürün önce kabaca biçimlendirildiği, sonraki aşamada daha özenli bir çalışma ile rötuşlanıp kazıma işleminin yapıldığı tahmin edilebilir. Baskı yüzeyinin kazınmasında ise bu çağlarda, herhalde ince uç ya da kalemler kullanılıyordu. Mühürcü gereçlerinin kemik, boynuz, çakmaktaşı ya da obsidyenden yapılmış olduğu, taş olanların ahşap veya kemik bir sapa geçirilerek kullanılması olasıdır.

Kilden mühür yapımının görece daha kolay olduğu akla gelmektedir. Mühüre şekil verildikten sonra, baskı yüzeyi ucu fazla sivri olmayan olasılıkla kemikten yapılmış bir gereçle, kazınmış, mühür daha sonra fırınlanmış olmalıdır.

Yazı öncesi dönemlerde mühürlerin kullanım alanı konusunda kapsamlı ve doğru bilgiler edinmek mümkün değildir. Pek çok bilim adamının bu konudaki görüşleri sadece kuramsal olmaktan öteye gidememektedir, çünkü önerileri destekleyecek somut arkeolojik kanıtlar yeterli değildir. Çanak çömlek veya günümüze kadar sağlam durumda ulaşabilmiş başka eşyalar üzerinde yukarıda tanımı yapılan damga mühürlere ait baskı örnekleri ele geçmemiştir. Bu durumda, mühürlerin dayanıksız ya da tüketilebilen başka malzeme üzerine baskı yapmak için kullanıldığı akla gelmektedir. Makalede bahsedilen mühürlerin hiçbirinde boya izi bulunmamaktadır. Tip 2a (pintadera) dışında, desenlerin negatif olarak kazındığı (intaglio) mühürlerin boya ile desen basma işinde kullanılmaları pek olası görünmemektedir. Bu konuda pek çok öneri yapılabilir, örneğin, söz konusu çağlarda, köy ya da mahallede ekmek, çörek gibi gıda maddelerinin belki ortak hazırlandığı ve herkesin kendine ait olanları damgaladığı akla gelebilir. Ayrıca, yerleşmenin ortak depolama yerlerinde, her ailenin kendi tahıllarını yerleştirdikten sonra, üzerini hasır gibi bir örtü, ya da kil ile kapatarak mühürlediği, pişmemiş veya yangın geçirmemiş kilin de günümüze kadar ulaşamadığı gibi bir olasılıktan da söz edilebilir. Çok iri olmayan, tutamağı delikli mühürlerin amulet gibi taşınabileceği de akla gelmektedir. Mühürlerin biçimleri, tutamakları, baskı yüzeylerinin büyüklüğü, derin ya da sığ kazınmasına göre, farklı işlevleri olduğu tahmin edilebilir.

Makalede tanıtılan damga mühürlerin Anadolu’daki en yakın benzerleri Çatal Höyük mühürleridir. Burdur - Antalya Bölgesi ile Çatal Höyük arasındaki ilişkinin varlığını kanıtlayacak diğer arkeolojik belgeler sepet kulplu çömlekler, kutu biçimli kap ve baskı tekniği ile yapılmış obsidyendir. Yazar, Bademağacı ENÇ 3 ve Höyücek TD yerleşmelerinin Çatal Höyük’ün VII. ve belki kısmen VI. tabakaları ile ortak bir zaman diliminde bir süre birlikte yaşamış olduklarını ileri sürmektedir.

Burdur - Antalya bölgesindeki en erken damga mühür üretimi Bademağacı EN3 dönemindendir ve bu güne kadar ele geçen kanıtlar ışığında Anadolu’daki mühür üretiminin başlangıcıyla çağdaştır. Bu, Bademağacı ve Çatal Höyük’ün Kıta Yunanistan ve Balkanlar’daki paralelerine göre erkene gittiği anlamına gelmektedir. Böylelikle etkileşim yönünün Anadolu’dan batıya doğru olduğu anlaşılmaktadır.

Burdur - Antalya Bölgesi ile Yunan Karası ve Balkanlar arasında, mühür biçemlerinin yayılımına yol açacak olgu, eğer göç gibi önemli bir halk hareketi ise, bunun sonuçlarının olası göç yolları üzerindeki merkezlerde her iki bölgeye ait başka arkeolojik belgeleri de kapsayacak şekilde ortaya çıkması beklenmelidir. Burdur-Antalya Bölgesi mühürleri ile karşılaştırılan diğer gruplar arasında, örneğin tutamakların çoğunlukla deliksiz olması gibi önemli bazı farklar bulunmaktadır; deliksiz tutamaklar Yunan Karası ve Balkanlar’da neredeyse ortak bir uygulama gibidir. Mühürler fazla yer kaplamayan, hafif, örneğin hammadde olarak taş, ya da çanak çömlekten çok daha kolay taşınabilecek eşyalardır. Bunlar, belki küçük grupların daha çok ticaret amacıyla yaptığı yolculuklarda, vücutta taşınarak rahatça bir yerden diğerine götürülmüş ve oradaki topluluklar tarafından benimsenerek taklit edilmeye çalışılmış olmalıdır. Erken Neolitik’ten Erken Kalkolitik Çağ’a kadar devam eden süreç içinde, Burdur - Antalya Bölgesi’nde mühürlerin başlı başına dışasatım malı olduğu düşünülmemelidir. Biz bunların Bademağacı, Höyücek ve Hacılar gibi merkezlerde 7. ve 6. binyıl sürecinde egemen olan ağır tempolu, geleneksel ve güçlü bir kültürün parçası olarak başka toplulukları doğrudan ya da dolaylı olarak etkilediği kanısındayız. Bu uzun zaman diliminde bölgede mühürcülük anlayışının fazla değişime uğramadığı, özellikle Tip 2a ve Tip 2b grubundaki, baskı yüzeyi dikdörtgenimsi mühürlerin uzun yaşam sürelerinin, Bademağacı, Höyücek, Kuruçay ve Hacılar çömlekçiliğinin gelişim çizgisi ile büyük ölçüde uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Sözkonusu mühürcülük biçemi, bölgede Erken Kalkolitik kültürün sona ermesi ile birlikte, tıpkı kırmızı boya bezekli çanak çömlek geleneği gibi, daha sonraki çağlarda bir daha görülmemek üzere ortadan kalkmıştır.


*Doç. Dr. Gülsün Umurtak. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Ana Bilim Dalı, İstanbul.

Özet Listesi