Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Kaleii Mzesi
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

İ.Ö. 188 Yılından İ.Ö. 67 Yılına Kadar Lykia, Pamphylia ve Kilikia Trakheia Sahillerindeki Korsanlık Faaliyetleri: Nedenleri ve Sonuçları
Murat ARSLAN*

Bu makale, korsanlık faaliyetlerinin İÖ ikinci yüzyıl boyunca ve sonrasında Lykia, Pamphylia ve Kilikia Trakheia'da neden arttığını ve Güney Anadolu sahilleri üzerinde kontrol sağlamak için Romalıların İÖ birinci yüzyıl boyunca hangi önlemleri aldıklarını irdelemektedir.
İÖ 188 yılındaki Apameia Antlaşması'ndan sonra, Hellenistik Krallıkların statüleri değişti. Seleukoslar Toros Dağları'nın kuzeyindeki topraklardan çekilmeye zorlandı ve Doğu Akdeniz'deki donanmaları küçültüldü. Bu durum, Küçük Asya'nın güney sahillerinde korsanlık faaliyetlerinin artmasının başlıca etkeni oldu.

Bir başka etken ise, Pydna Savaşı'na kadar Doğu Akdeniz'deki korsanlık faaliyetlerini bastırmak için etkili önlemler almış olan Rhodosluların ekonomilerinin,  Roma senatosu imtiyazlarına son verip Delos'u açık liman edince ve Peraia'daki birçok şehri bağımsız kılınca ciddi bir şekilde zayıflamış olmasıdır. İÖ 168 yılından sonra, Rhodoslular artık korsanlara karşı savaşacak kaynaklara sahip değildi.
Birbirine rakip olan Syria krallarının savaşlarını izleyen siyasal kaos ve bunun yanında Seleukos krallarının iktidarsızlığı, korsanların başlıca olarak Dağlık Kilikia'dan Pamphylia'ya ve Doğu Lykia'ya kadar Anadolu'nun güney sahillerindeki geniş kara parçaları üzerindeki kontrolü ele geçirmelerini kolaylaştırdı.

Syria'dan başlayıp Ege ve Batı Akdeniz'e uzanan ve bu sahillerden geçen deniz ticaret yolu, korsanlık faaliyetleri için çok uygundu. Başlangıçta korsanlar küçük teknelerle denize açılır, gelip geçen ticaret gemilerini taciz ederdi. Giderek sayıları artan bu korsanlar, daha büyük gemiler kullanmaya ve 'tiran' ya da 'kral' olarak anılan liderlerin etrafında örgütlenmeye başladılar. Bu liderlerin bazıları büyük ün kazanarak tarihte iz bırakacak kadar güçlendi. Çok geçmeden, korsanlar Syria ve Fenike sahillerindeki zengin kentleri yağmalamaya ve Ege Denizi'nden geçen ticaret gemilerini yağmalamaya başladı.
İÖ ikinci yüzyılın ikinci yarısı boyunca ne Seleukosların düşmanları, yani başlıca olarak Mısır ve Kıbrıs'ın Ptolemaik kralları, ne de Rhodoslular bu gelişmeleri durdurmak için fazla bir şey yapmadılar, çünkü bunu düşmanlarını zayıflatmanın bir yolu olarak görüyorlardı. İÖ ikinci yüzyılın sonuna kadar, Romalılar da kendilerini bölgenin genel güvenliğinden sorumlu görmüyorlardı. O sıralarda bir iç savaşla uğraşan Romalılar, Anadolu'daki bu gelişmeleri kontrol altına alacak durumda değildi.

Sonuç olarak, sayıları giderek artan korsanlar hem korsanlık faaliyetlerinden hem de köle ticaretinden para kazanmaya başladılar ki, köle ticareti son derece kârlı bir iş gibi görünüyordu. Side, Girit, Rhodos ve Delos gibi köle pazarları, korsanları bu faaliyetlerinde gönüllü bir şekilde destekliyordu.

İÖ ikinci yüzyılın sonuna gelindiğinde korsanlık o kadar yaygınlaşmıştı ki, Romalılar nihayet duruma el koydu. Marcus Antonius yaklaşık İÖ 102 yılında bir sefer düzenledi. Bu sefer başarısız olunca Roma, İÖ 101-99 yılları civarında korsanlığa karşı bir Senatus Consultum yayımladı ve korsanları Roma halkının ve Romalıların dostlarının ve müttefiklerinin düşmanı ilan ettiler. Ancak Roma yine de Güney Anadolu'daki korsanları yok edemedi ve İÖ 90 - 63 yılları arasındaki üç Mithridates savaşı sırasında, Mithridates Eupator'un yanında yer alan korsan güçleriyle savaşmaya devam etmek durumunda kaldı.
Kilikia proconsul'ü Publius Servilius Vatia, İÖ 78 - 74 yılları arasında korsanlara karşı çok sayıda sefer düzenledi. Bu seferler sayesinde Servilius, stratejik açıdan önem taşıyan Lykia'yı, Pamphylia'yı ve Kilikia Trakheia'nın bazı kısımlarını kontrol altına almayı başardı. Buna rağmen korsanların oluşturduğu tehdit büyümeye başladı. Önde gelen Romalılar korsanların kurbanı oldu; adalar ve kentler ya korsanların korkusundan terk edildi ya da korsanların eline geçti. Knidos, Kolophon, Samos ve Delos gibi sayısız kent ve ada talan edildi. Korsanların gücü tüm Akdeniz'de hissediliyordu. Deniz yoluyla herhangi bir yere gitmek mümkün değildi - ticaret durma noktasına geldi.

Bundan dolayı tribunus Aulus Gabinius, İÖ 67 yılında denizleri korsanlardan temizlemek üzere bir yasa hazırladı. Gnaeus Pompeius Magnus, Akdeniz'deki korsanlık faaliyetlerini bir kerede ve sonsuza kadar durdurması için, Akdeniz'in tamamını ve 80 km içeriye kadar olmak üzere sahil şeridini kapsayacak şekilde sınırsız bir yetki ile donatılarak üç yıllığına komutan olarak atandı. Gnaeus, olağanüstü askeri becerileri ve taktikleri sayesinde bunu çok kısa bir sürede başardı. Başarısının büyük bir kısmını, teslim olan korsanlara çiftçi olarak yeni bir hayata başlamaları için toprak önermesine ve dolayısıyla korsanların denizlere dönmek için bir sebeplerinin kalmamasına borçluydu.


*Dr. Murat Arslan, Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, 07058 Kampüs - Antalya

Özet Listesi