Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akdeniz Medeniyetleri Ara?t?rma Enstits
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Bir Ortaçağ Kenti Antalya: Geç Antik Dönem'den Selçukluların Sonuna Genel Bir Yaklaşım (II)
İlhan ERDEM*

İS 3. yüzyılda, jeostratejik öneme sahip, savunulması daha kolay merkezler yükselişe geçerken, Antik Dönemin yaşam tarzı ve o dönemin özelliklerini yansıtan kentler gözden düşmeye başlamıştır. Bunun sebebi kısmen yaşanan büyük çaplı ekonomik kriz ve barbarların Roma İmparatorluğu'na karşı tekrar tekrar düzenledikleri saldırılar olmuştur. Yeni bir çağ başlıyordu. Tarihçiler tarafından daha sonra Orta Çağ olarak adlandırılacak olan bu dönem, kendi kurumlarıyla birlikte karşımıza çıkmıştır. Ve Antalya kenti, o dönemin koşullarını ve gerekliliklerini karşılayabilecek potansiyele sahipti. Bundan dolayı bu kent, Geç Antik Dönemden başlayarak Orta Çağ boyunca gelişme göstermiş ve Anadolu'daki en önemli kavşak noktalarından bir tanesi haline gelmiştir.

İlk bölümü daha önce yayınlanmış olan bu makalede, Antalya'nın Orta Çağ'daki tarihi statüsünü doğru bir şekilde saptamaya ve Türklerin gelmesinden önce ve Türk hakimiyeti kurulduktan sonra meydana gelen gelişmeler ve değişiklikler hakkında taze bilgilere ve yeni sonuçlara ulaşmaya çalışacağız. Temel referanslarımız, orijinal kaynaklar ve batılı araştırmacıların ilgili çalışmaları olmuştur.

Antalya'nın 1207'de fethiyle, Antik Çağ'ın ünlü kentleri Perge, Aspendos, Syllaion ve Side de Türk hakimiyetine girdi. Bu gelişmenin sonucunda, Selçuklu idaresindeki Antalya Sübaşılığı'nın hakimiyet sahası doğuda Manavgat Çayı'na kadar uzandı. Antalya fatihi Sultan I. Gıyaseddin'in kentte ikamet ettiği sürede kentin savunması güçlendirildi ve dini işlerin yürütülmesiyle ilgili bir organizasyon oluşturuldu. Ayrıca, fetihten sonra kentteki gayrimüslim unsurlara anlaşmalarla dini ibadetlerini yerine getirme özgürlüğü verildi. Ancak Kıbrıslı Walter'in ayaklandırdığı yerli Rumlar (Anadolu Yunanları), 1215'te isyan etti ve kentteki Müslüman vatandaşları ve Türk garnizonlarını kılıçtan geçirdi. Bu katliamdan üç gün sonra haberdar olan Sultan I. İzzeddin durumun vahametini kavrayarak derhal harekete geçti. Kendisi bizzat güçlerini kaleyi zaptetme konusunda teşvik etti ve sonuçta kent geri alındı. İsyancılar cezalandırıldıktan sonra, sahil halkının geleneklerini, dillerini ve adetlerini iyi bilen komutan Emir Mübareziddin Ertokuş, tekrar idarenin başına getirildi. Sonra, bir nüfus sayımı ve mal tahriri yapılıp yeni bir yerleşim düzenlemesi yürürlüğe kondu.

Eski Antalya Limanı, bu dönemde Selçukluların Akdeniz'e açılan tek kapısı idi. Selçuklu sultanları Antalya'nın konumuna binaen ticaret anlaşmaları yapmaya başladılar. Bilinen ilk resmi ticaret anlaşması, Sultan I. İzzeddin Keykavus ile Kıbrıs Kralı I. Hugs (1205 - 1218) arasında 1214'te imzalandı. Bunu, başka devletlerle yapılan bir dizi anlaşma izledi. Bu devletlerin başında Venedik Cumhuriyeti gelmektedir. Bütün bu anlaşmalar, Antalya'nın büyük bir ticari merkez olmasına ve gelirini arttırarak halkının zenginleşmesine yardımcı oldu. Antalya'daki Selçuklu hakimiyetinin sonucu olarak, kentin Anadolu'nun iç kısımlarıyla olan bağlantıları da önemli ölçüde arttı, çünkü Bulgarlar, Ruslar, Suriyeliler ve Mısırlılar da bu sırada buralarla yoğun ticari ilişkilere sahipti.

Antalya, fetihten sonra Selçuklu sultanlarının kışlık merkezi oldu. I. İzzeddin Keykavus, 1217'de gerçekleştirdiği Ermeni seferinin dönüşünde bu güzel kenti ziyaret etti ve kışı burada geçirmeye karar verdi. Sultan Alaaddin Keykubat da Alaiye'nin fethinden sonra aynı şeyi yaptı. Antalya'nın ayrıca sınır kalesi veya ileri karakol mevkii olarak geçtiği Selçuklu vakayinamelerinden, Türklerin burada bir tersane kurduklarına veya en azından var olanı koruyup güçlendirdiklerine dair ipuçlarına rastlıyoruz. Ertokuş komutasındaki Selçuklu donanması, bu dönemde, daha önce Antalya'da konuşlanmış olan Bizans donanmalarınınkine eşdeğer bir güce ulaştı.

Selçuklu sultanlarının bu kente duydukları hayranlık çok büyüktü. Antalya'yı çok seven büyük hükümdar Alaaddin Keykubat, bu kenti sadece zevk ve sefa amaçlı olarak değil, daha ziyade ülkenin sayısız sorunlarını çözerken ve devlet işleriyle uğraşırken sığındığı mabedi olarak tercih ediyordu. Alaaddin Keykubat, Antalya'dan sonra Alaiye'yi ikinci sığınağı olarak seçti ve bu kenti de önemli sanat eserleriyle donattı.

13. yüzyılın ortalarından itibaren Türkmenlerin bölgenin kaderinde etkili olmaya başladıklarını biliyoruz. Türkmenler bu dönemde Antalya'da önemli bir askeri ve siyasal güç elde etmişlerdi. Bu bölgedeki ve Anadolu'nun başka kentlerindeki  Türkmen nüfusunun artışı, Orta Asya'dan Moğolların önünden kaçan zümrelerin Selçuklu ülkesine kadar ulaşmasından kaynaklanıyordu. Sultan Alaaddin, bu zümrelerin önemli bir kısmını Antalya ve çevresine yerleştirmiştir.

Selçuklu sultanlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev de kente önem verdi, kış aylarını burada geçirdi. Antalya yöresinde mevcut kervansarayların hemen hepsi onun döneminde inşa ettirildi. Bunların arasında Antalya - Alanya yolundaki Şarapsa Han, Isparta yolundaki Kırkgöz Han ve İncir Han ve Susuz Köy'deki Susuz Han yer almaktadır. Bu yapıların yanında, anılmaya değer diğer Selçuklu eserleri arasında Ulu Cami, Ahi Yusuf Mescidi, Karatay Medresesi ve Yivli Minare sayılabilir. Bunların dışında pek çok çeşme, köprü, ribat, imaret, tekke ve zaviye yaptırılmıştır.

1256'da Sultanönü Savaşı'nda Moğollara mağlup olup tahtını kaybeden Sultan II. İzzeddin Keykavus, Antalya'ya sığınmış ve düşmanları ile mücadeleyi bir süre buradan yürütmüştür, çünkü bu kent, Sınır Türkmenleri ve hükümdarlığı sırasındaki Moğol istilalarına karşı direniş açısından önemli olan yerlerden bir tanesi idi. Bu dönem içerisinde bir ara, Konya yerine Selçuklu devletinin başkenti olarak Antalya'yı ilan etmek gündeme gelmişti.

Antalya, Bizans döneminde olduğu gibi, Selçuklular zamanında da devletin hazinesine önemli miktarlarda gümrük geliri sağlıyordu.
Anadolu'nun büyük kentlerinden biri olan Antalya, nüfus olarak dört zümre barındırıyordu. Bizans döneminde nüfusun çoğunluğunu oluştururken Selçuklular devrinde Türkler karşısında ikinci sıraya düşen Rumlar bunların arasındaydı. Onları Yahudiler ve diğerleri izliyordu. Antalya ve çevresi Orta Çağ boyunca Anadolu'nun özellikle narenciye merkezi olmuştur. Antalya'dan geçen hemen hemen bütün seyyahlar veya ondan bahseden coğrafyacılar, kentin sulak, meyve ve sebzesi bol, bağlık ve bahçelik olduğu konusunda hemfikirdirler. Ayrıca bu dönemde, kentte Antalya Kemhası denen bir kumaş türü üretiliyordu. Bu kumaşın ünü o kadar yayılmıştı ki, İlhanlı hükümdarı Hülagu'nun Selçuklu Devleti'ne yüklediği vergiler arasında, 500 parça Antalya Kemhası da vardı.

Sultan İzzeddin'den sonra, Antalya Selçuklu siyasi ve ticari hayatındaki ağırlığını kaybederken, Batı Anadolu'da Ayas, Ayasuluk ve Balat, kuzeyde de Trabzon Levant ticaretinde Anadolu'nun en önemli merkezleri haline geldi.

Özetlemek gerekirse, Antalya, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri olarak karşımıza çıkmış ve bir zamanlar Antik Çağ'ın gözdeleri olan ancak daha sonra gözden düşen Perge, Side ve Aspendos'tan farklı olarak, Orta Çağ'da da önemini kaybetmeyerek statüsünü muhafaza etmiştir. Anadolu'nun Akdeniz kıyılarındaki önemli bir ticaret merkezi haline gelen Antalya, zengin sosyo-kültürel yapısı sayesinde çevremize ve kültürümüze de büyük katkıda bulunmuştur. Ayrıca, Selçuklu hanedanının egemenliği sırasında Anadolu'nun tamamında yaşanan Türk Rönesansında da önemli bir temel taşı olmuştur. Bol bol bina yaptıran Selçuklu hükümdarları, burada, aynı zamanda eğitim kurumu olarak da kullanılmış olan bir cami ve bir medreseyi, ayrıca çok sayıda hamamı ve büyük ve düzenli bir çarşıyı miras bıraktılar. Bu yapılar, kentte hakim durumda olan Türk tüccarlarından oluşan refah sahibi bir toplumun varlığının göstergeleridir.
Antalya, Yeni ve Yakın Çağlarda önemini kısmen kaybetse de, günümüzde yükselişe geçerek yeni misyonuna hazırlanmaktadır.


*Doç. Dr. İlhan Erdem, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ortaçağ Anabilim Dalı, 06100 Sıhhıye - Ankara

Özet Listesi