Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akdeniz Medeniyetleri Ara?t?rma Enstits
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Bir 'Kıbrıs' Kireçtaşı Arkaik Başın Kilikyalılığı Üzerine
Mehmet ÖZHANLI*

Satın alma yoluyla Silifke Müzesi'ne kazandırılmış olan kireçtaşı bir baş, dönemin Assur kabartmalarında yakın benzerlerinin görülmesi ve de Kilikya Bölgesi'ndeki müzelere satın almayla gelen yüzlerce Arkaik Dönem terrakotta figürinlerle çok benzer olması bakımından oldukça önemlidir. Bu eser, Kilikya'da özellikle Roma Dönemi'nde yoğun olan kireçtaşı heykel üretiminin erken dönemi hakkında bazı ip uçları sunacağından dolayı da büyük önem taşımaktadır.

Silifke Müzesi'ndeki arkaik kireçtaşı parçalar, bir baş, üzerindeki ayaklarla korunmuş fazla yüksek olmayan dikdörtgene yakın bir altlık ve bir gövdeden oluşmaktadır. Baş, yanaklıkları yukarı katlanmış ve tepede birbirine bağlanmış bir başlık taşımaktadır. Başlığın tepeliği arkaya doğru hafif uzatılmıştır. Kulak hizasında biten başlığın altında saç, kütlesel bir şekilde çıkmakta ve boyun bitiminde sonlanmaktadır. çeneden hafif sivrilen sakal, boyna geçişi keskinleştirmiştir.

Yakın örnekleri Zincirli ve Karatepe eserlerinde görülen figürinin başlığı bir tiara'dır. Zincirli eserlerinden önce, İ.Ö. 14. yy. Elam sanatında benzer örnekleri görülen bu başlık, Mezopotamya ve Güney Anadolu halklarınca kullanılmış olmalıdır. Erken dönemlerde tekil örneklerle görülen başlık, Zincirli kralı Barrekab'la yoğunlaşmaktadır; bu nedenle Arami tiarası olarak adlandırılabilir. Alanya Müzesi'nde korunan 16.4.99 envanter numaralı sakallı baş ve Silifke Müzesi'ndeki 2594 envanter numaralı olanı, aynı dönemdeki terrakottalar ile kireçtaşı figürinlerde, aynı modanın varlığını ve aynı modelin kullanıldığını ortaya koymaktadır. Kireçtaşı eserin terrakottalara olan boyutsal ve tipolojik benzerliği, terrakotta yapımında kireçtaşı eserlerden kalıp alınmasından kaynaklanmaktadır.

Assur kralı Assarhaddon, Que'de gücünü pekiştirdikten sonra İ.Ö. 679'da önce Hilakku'ya yürür. Bunun nedeni, ayaklanmaya öncülük eden Sidon kralı Abdu-Milkutti'nin Assur güçlerinden kaçarak Hilakku'ya sığınması ve kral Sanduarri tarafından kabul edilmesidir. Hilakku direnişçi hareketlerine çok elverişli dağlık bir coğrafyada, güçlü Assur ordularından korunabilme özelliğiyle, her zaman Ovalık Kilikya'nın kalesi görevini sürdürmüştür. Bu nedenle Kilikya'nın ovalık ve dağlık isimleri Assur Dönemi'nde her zaman birlikte anılmıştır. Assarhaddon İ.Ö. 671'de Mısır'a karşı yürüyüşe geçer ve Sina çölü'nü aşarak Mısır'a varır. Mısır'ın fethiyle Hellenistan, Ege ve Batı Anadolu limanlarıyla yapılan ticaret de Assur imparatorluğu'nun eline geçer.

Araştırmacılar, Sam'al'da bulunan Assarhaddon anıtında betimlenen başkaldırıcılardan önde diz çökmüş olan ve Mısır başlığı taşıyan figürün Mısır firavunu Tirhaqa (Taharka) olduğu konusunda görüş birliği içinde olmalarına karşın, ikincisi için farklı önerilerde bulunmaktadırlar. öneriler, bu kişinin ya Tyre kralı Ba'li ya da Sidon kralı Abdu-Milkutti olabileceğinde odaklanır. Bu esir kral başının Silifke başı ile benzerliği, aynı usta ya da aynı atölyeyi çağrıştıracak ölçüde yakındır, bu da Silifke eserine büyük bir önem kazandırmaktadır. Sam'al anıtında, başlık yanaklığının verilmemiş olmasına karşın, ensedeki saçın başlık altında kütlesel çıkması ve küt bitmesi, kulağın formu ve başlığın dışında kalması ile detaylı işçiliği, çenede hafif sivrilen sakalın çeneyi boyundan keskin bir şekilde ayırması, boynun kalın ve uzun olması, ağız yapısı, gözün badem formu ve alından burna geçişin düzlüğü her iki eseri birbirine oldukça yaklaştırmakta ve aynı usta elinden çıkmış olma olasılığını güçlendirmektedir. Bundan da öte belki de aynı kişiyi betimlemektedir. Kilikya'da meydana gelen söz konusu başkaldırılarda Que ve Hilakku arasında oluşan siyasal dayanışma, sanatsal ortaklığı da beraberinde getirmiş olmalıdır. Ovalık Kilikya'nın Yeni Hitit merkezleriyle Batı Kilikya'ya geçiş noktasını oluşturan Sam'al atölyesinden bir çok örgeyle Batı Kilikya'yı etkilediğini bölgenin Arkaik Dönem terrakottaları da göstermektedir. Abdu-Milkutti olduğu da düşünülen figürün Silifke eseriyle olan benzerliği bu tarihsel ortaklıktan gelmiş olmalıdır. Silifke figüriyle de, dönemin Hilakku kralının yada önde gelen bir soylunun betimlenmiş olabilme olasılığı vardır.

Sam'al'da bulunan Assur kabartması, Batı Kilikya eserlerine benzerlikte tekil değildir. Assurbanipal Dönemi'nde (668-626 yılları) Ninive Sarayı'nın kuzey bölümüne işli sahnede ele geçirilen bir kaleyi yakıp yıkan askerlerin bazıları ile sarayın farklı bölümlerinde betimlenen ve Wâfler'in Sam'al ve Que'liler olarak belirttiği bu figürlerin tamamı benzer giysiyle verilmiştir. Bu figürlerin taşıdığı başlık, yanaklıkların yukarı katlanması, başlığın formu ve tepe ponponu ile profilden bakıldığında Silifke başına oldukça benzemektedirler. İ.Ö. 7. yy.'da Akdeniz'den Ege'ye yapılan ticaret ivme kazanmış ve başta Ege adaları olmak üzere Batı Anadolu kentleri, Akdeniz'in güney sahillerine ulaşarak Doğu ile doğrudan ticaret yapma olanağına sahip olmuşlardır. Batı Kilikya ise liman kentleriyle bu bağlamda Ege'ye daha yakındır ve Doğu'dan aldığı bir çok örgeyi Kıbrıs ve Ege'ye aktarmıştır.

Samos Heraion'unda gün yüzüne çıkan çok sayıda terrakotta ve kireçtaşı figürin, G. Schmidt tarafından Kıbrıs malzemesi olarak yayınlanmıştır. Doktora çalışmamda "Kıbrıs" kökenli olarak düşünülen terrakotta figürinlerinin büyük bir bölümünün Kilikya eseri olduğu, ayrıca ion sanatında görülen bir çok Yeni Hitit örgesinin de Batı Kilikya üzerinden deniz yoluyla Batı'ya aktarıldığı olgusu çarpıcı örneklerle ortaya konulacaktır. ionya'da ele geçmiş olan erkek figürinlerin duruşu, taşıdıkları giysi sayısı ve taşıma biçimi ile tipi de, Yeni Hitit kentlerinden Kilikya sanatı aracılığıyla ve deniz yoluyla aktarılmış olmalıdır. Bunlar arasında yer alan "C 157", başlığı ve saçın başlık altında kütlesel çıkışı, kulak yapısı ve de -en önemlisi- boyutuyla Silifke başına çok yakın durmaktadır. Silifke Müzesi'ne Kilikya Aphrodisias'ı yakınlarındaki Köserelik'ten gelen bir gövde parçası ve üzerinde sadece ayakların korunduğu kireçtaşı bir altlık Kilikya'daki Mısır etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Salt gövdesi korunmuş olan figür, oturur vaziyette ve bir Mısır giysisi olan "shenti" taşımaktadır. Bu tarz Mısır etkili eserler Akdeniz havzasında Kıbrıs ve Samos gibi çok farklı yerlerde de ele geçmiştir. Samos C 157 eseri, daha önce Schmidt'in belirttiği gibi, "Kıbrıs üzerinden" olduğu kadar Kilikya üzerinde gitmiş olma olasılığını gündeme getirebilmektedir. Kıbrıs'ta yakın bir benzeri bulunmayan bu eserin, Silifke başına olan benzerliği dikkate alındığında Kilikya olasılığı daha güçlü görünmektedir.

Silifke başının Alanya Tl6 ile olan yakın benzerliği, bölgede bu dönemde kireçtaşı ve terrakotta üretiminin birbirine paralel gittiğini göstermesi açısından önemlidir. Ticaretin yapıldığı liman kentlerinde yerel örgelerin yanı sıra tekil yabancı örgelerin de görülmesi doğaldır, ancak bu örgelerden yola çıkarak yerel sanatı yok saymak doğru olmayacaktır. Bu bağlamda Anadolu'nun güney sahillerine yapılan kolonizasyon hareketleri daha dikkatli yorumlanmalıdır. Erken dönemlerden itibaren Ovalık Kilikya ile siyasi ve ticari ilişkileri olan Batı Kilikya, İ.Ö. 663'ten sonra bölgede Assur etkisinin azalmasıyla oluşan uygun ortamdan yararlanarak, sahip olduğu liman kentleri sayesinde deniz ticaretini geliştirmiş ve Akdeniz'de önemli bir konuma gelmiştir. Bunda Toroslar'dan kaynaklanan doğal zenginliğin payı çok büyüktür.

Silifke başına benzer Assur örneklerinin kesin tarihli olmaları, eserin tarihlenmesini oldukça kolaylaştırmaktadır. Sam'al'daki Assarhaddon anıtının tarihi İ.Ö. 671'dir. Silifke başının bu esere olan tipolojik ve stilistik benzerliği, tarihinin bu dönemden olduğuna işaret etmektedir.


*Öğr. Gör. Mehmet ÖZHANLI Akdeniz Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Kampüs 07040 Antalya.

Özet Listesi