Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akdeniz Medeniyetleri Ara?t?rma Enstits
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Roma'nı Küçük Asya'da İdari Bir Meselesi: Bağımsız Şehirler
Hatice Palaz ERDEMIR*

Asya eyaletinde, 'dost ve müttefik' oldukları bir döneme denk gelen 188 yılında statüleri Roma tarafından tanınan 'bağımsız' veya 'özerk' şehirler bulunuyordu. Yunanlılar 'bağımsız şehir' kavramına yabancı değildi; çünkü bu kavram, Büyük İskender tarafından ortaya atılmış ve onun halefleri tarafından geliştirilmişti. Asya'da bu, Yunan şehirlerinin bağımsız, kendi yasalarına sahip (autonomoi), garnizonlardan arınmış (aphrouretoi) ve vergilerden/haraçlardan muaf (aphorologetoi) olması gerektiğinin belirtildiği, bir önceki kış gerçekleştirilen bir senatus consultum'dan sonra, Titus Flamininus'un 196'da Isthmus'ta yaptığı meşhur konuşmayla başlar. Ancak Asia'nın ilhakından sonra, 'bağımsız şehir'lerin varlığına yol açan sebepler ve bu şehirlerle ilgili ifade edilen görüşler artık geçerliliğini yitirmişti.

Geç Cumhuriyet döneminde (İ.Ö. 50 - 30) bağımsız şehir statüsü, herhangi bir geleneksellikten uzak, belirsiz ve tek taraflı bir zemine dayanıyordu. Olaylar Romalıların istediği gibi işliyordu. Romalılar, yeni bir yapıya sahip bu müttefiklerin yükümlülüklerini kendi istedikleri gibi yorumluyorlardı. Gerçekten de lex provinciae, yani doğu eyaletleriyle ilgili bir dizi idari meseleyi düzenleyen bir yasa, bütün şehirler için bağlayıcılık arz ediyordu. Merkezi hükümetin onayı olmadan bu yasanın genel yapısı üzerinde değişiklik yapmak mümkün değildi. Serbest şehirler kendi anayasalarını kendi kanunlarına göre değiştirebilse de, kendisine (belli koşullara bağlı olan) statüsünü tanıyan Roma Senatosunun veya diktatörünün emrine tabiydi. Zaten Roma dilindeki libertas sözcüğü, 'tam bağımsızlık' anlamını tam olarak karşılamamaktadır. Bu sözcük, şehirlerin uluslar arası konularda tamamıyla serbest oldukları ve kendi hür iradeleriyle savaş veya barış ilan etme hakkına sahip oldukları anlamına gelmiyordu. Bu haliyle 'bağımsız' şehirler, sadece Roma Devleti'nin anayasal yapısının parçalarıydı.

Bağımsız şehirler daha önceki statülerini korumaya çalışmadılar. Daha önce yapılan savaşlar sırasında sadece krallara yardımcı olmak üzere asker ve gemi gönderdikleri biliniyordu. Roma Asia'yı ele geçirdikten sonra bu şehirler, tıpkı başka krallıklar gibi, Roma'nın kullanması için asker, gemi ve malzeme göndermeye devam etti. Roma'ya mal ve malzeme gönderdikleri gibi para da ödeyebiliyorlardı. Bu anlamda 'bağımsız ve özerk' şehirleri tespit etmek ve sınıflandırmak çok zordur, çünkü bu şehirleri 'bağımsız' olarak tanımlamak için önceden belirlenmiş, kesin veya kategorik standart bir kriter yokmuş gibi görünmektedir. Ancak bu şehirlerin çoğu, onları vergi ödemekten muaf tutan çeşitli imtiyazlara sahipti.

Ancak Geç Cumhuriyet döneminde, adalet dağıtabilme erki 'özgürlüğün' bir göstergesi olmuştur. Bir şehir özgür ilan edilmişse, kendi vatandaşları arasındaki hukuki davalar bu şehrin yasalarına göre görülüyordu. Kendi yasalarını kullanabilme özgürlüğü, sadece özgür şehir olarak anılan şehirlerin elindeki bir ayrıcalık haline geldi. (Ancak öyle olsa bile, 'özgür şehirler' hâlâ Roma imparatorunun otoritesine tabiydi ve daha yüksek bir makamın müdahalesi kaçınılmazdı.) Şehirlere kendi geleneksel yasalarını kullanma hakkını tanıma sistemi, Cumhuriyet tarafından yararlı bir politika olarak görülüyordu. Şehirlere göre, 'hukukta bağımsızlık' elde etmek, imparatorluk içerisindeki 'özgürlüklerini' tanımlamanın temel kriteri haline geldi. Ancak şehirler, Romalı vergi toplayıcılarının yasadışı müdahalelerinden kendilerini kurtaramıyorlardı. Bu, İ.Ö. 123 yılından itibaren vatandaşların tabi kılındığı acımasız vergi toplama sisteminden kaynaklanıyordu. Cumhuriyet döneminde, bağımsız şehirlere özerklik ve vergi muafiyeti hakkı verilmiş olmasına rağmen, Romalı publicani bu durumu çoğunlukla göz ardı ediyordu. Toplayıcılar, vergi toplama ile ilgili haklarını, özgürlük veya diğer statülerine bakmadan tüm şehirler üzerinde uyguluyorlardı. İmparatorluk döneminde, özgür şehirler de vergi ödemekle yükümlü oldu ve imparatorluğun özel memurlarının mali denetiminden muaf olmaktan çıktı.

Özgür şehirler de dahil olmak üzere Roma idaresi altında olan şehirlerin, her ne kadar para bastırabilmek her durumda özgürlük statüsünün bir göstergesi olmasa da, düşük değerli madeni paralar bastırma hakkına sahip oldukları da olmuştur.

Asya'daki Roma askeri sayısı her zaman çok az veya yetersiz olmuştur. Bu nedenle bağımsız şehirler, 'dost ve müttefiklerine' 'yardım ettikleri' ve Roma'ya sadık kaldıkları sürece, Mithridates Savaşı dönemine kadar bağımsızlıklarını muhafaza etti. Bu şehirler, önemli askeri güç tedarikçileri olarak görülüyor ve Roma'nın bu konudaki açığını kapatmasına yardımcı oluyorlardı. Örneğin kuzeybatı kıyı hattındaki özgür şehirler, bu erken dönemde savunma açısından özellikle önem taşımaktaydı. Kyzikos ve Lampsakos'un Mithridates Savaşı sırasındaki, yani İ.Ö. 89-73 arasındaki stratejik önemi, bu askeri kaygının bu tür şehirlere özgürlük tanınmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak imparatorluk döneminde (İ.Ö. 30 - İ.S. 395), güvenilir ve düzenli mali kaynaklar ara sıra sağlanan askeri destekten daha istenilir bir durum olarak görüldüğü zaman, özgür şehirler eyaletlere dahil edildi.

Bu durum, Cumhuriyet döneminde özgür şehirlerin ellerinde bulundurdukları bağımsızlık düzeyinin altını çizmektedir; kendi bölgelerindeki kamu güvenliği tamamen bu şehirlerin denetimine bırakılmıştı. Roma prokonsülünün öngördüğü yaptırımlar bu konuda hiçbir şekilde uygulanmıyordu; adli denetim, şehirlerin kendi mahkemeleri tarafından sağlanmak durumundaydı.

Roma'nın başlıca kaygısı, yeni bölgenin elinde tutulmasını temin etmek için himaye sağlamaktı. Diğer taraftan, her ne kadar şehirlerin statülerini korumak Roma'nın temel amacı olmasa da, Roma topraklarına katıldıktan sonra bile onlara özerklik tanıyarak Asia'daki şehirlerin önemli oranda bağımsızlığa sahip olmalarına izin verdi. Soru, bu şehirlerin ne oranda özgür olduklarıdır, zira anlamı değiştirilmiş bir özgürlüğün getirdiği avantaj tartışılabilir. Oysa bağımsızlık konusundaki üst sınırlar son derece net bir şekilde tanımlanmıştı!

Roma'nın özgür şehirlerin statüsünü muhafaza etmesi şartlı bir durum idi ve Romalıların iyi niyetine bağlıydı. Gerçekte bu şehirler, ancak Roma'nın çıkarlarına hizmet ettikleri sürece 'özgür olarak kalabiliyorlardı. Tıpkı birinci Mithridates Savaşı sırasında, İ.Ö. 88-87'de Mytilene şehrinin başına geldiği gibi, Roma'ya yardım etmeyi reddeden şehirler özgürlüklerini kaybediyordu (gerçi Caesar daha sonra şehre bağımsızlığını yeniden vermişti). Pergamon (Bergama), Ephesos (Selçuk), Sardis (Sartmustafa), Stratonikeia (Eskihisar), Bargylia (Varvil) ve Aphrodisias (Geyre) gibi başka şehirler, ihtiyaç olduğunda Roma'ya yardım sağladıkları ve değerli gelir kaynakları oldukları için özgür şehirler olarak kalabiliyorlardı. Muhtemelen taktiksel gerekçeler veya özel bir ödül olarak ya da stratejik veya siyasal öneme sahip küçük toplulukların sadakatini sağlamak için, zaman zaman anlaşmalar yoluyla bazı şehirlere şehir statüsü (civitates foederatae = anlaşmalarla şehir unvanına kavuşan yerler) veriliyordu.

İmparatorluk döneminde, Roma devletinin 'özgürleştirilmiş' şehirlere karşı tutumu imparatorların davranışlarında yansımasını bulmaya başladı. Ancak Roma imparatorları, bunun için özel bir sebep yoksa, hiçbir zaman kendilerini bazı şehirlerin bağımsızlığını yenilemeye zorunlu hissetmediler ve daha önce tanınmış olan ayrıcalıklar böylece sona erdi. Bunun sonucu olarak, üçüncü yüzyılın ortasında 'özgür' veya 'özerk' şehir geleneği sona erdi, çünkü özgür şehir statüsü artık oldukça anlamsız hale gelmişti.


*Yrd. Doç. Dr. Hatice Palaz Erdemir, Celal Bayar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı - Manisa.

Özet Listesi